20 Nisan 2018 Cuma

BEYİNE MÜHENDİSLİK YAKLAŞIMIYLA KEŞİFLER YAPIYOR


Doktora eğitimi sırasında katkıda bulunduğu dünyanın manyetik alanını algılayan sinir hücresi ve iyon kanallarını bulduğu araştırmasıyla tanınmaya başlayan ABD’de dünyanın en iyi üniversitelerinden birinden olan California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’nden Türk bilim insanı Dr. Sertan Kutal Gökçe, başka bir çalışması ile de susuzluğu düzenleyen beyindeki bölgeyi haritaladı. Bu araştırmayla beyindeki su içmemizi tetikleyen ya da durduran kompleks sinirsel devre yapısı çözüldü. Bu sinirsel devre muhtemelen insanlar da dahil olmak üzere memelilerde beyindeki susuzluk hissini ve su içmemizi kontrol eden yapı hakkında önemli bilgiler veriyor.

Bilim dünyasında çok ses getiren bu araştırma dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden Nature'da yayınlandı. Dr. Sertan Kutal Gökçenin hikayesi çalışmalarının ve azminin etkisiyle değişiyor ve ilklere imza atmaya devam ediyor.

1985 yılında Adana’da doğan Dr. Sertan Kutal Gökçe, ortaokul ve liseyi Adana’da okudu. Ailenin tek çocuğu olan Gökçe, bilime yönelmesinde ve hayallerinin peşinden koşmasında ailesinin, özellikle annesinin etkisi büyük olur.

İlk tercihi olan ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünde okurken, üçüncü sınıfta yaz stajını Drexel Üniversitesi’nde Dr. Barış Taşkın ile birlikte yaptı. Staj yaptığı 3 aylık süreç hayata bakışını ve kariyerini nasıl çizeceği konusunda belirleyici oldu. Özellikle akademiyi seçip, ABD’de doktora eğitimini sürdürmesinde büyük etkisi oldu.  ODTÜ’de aldığı eğitimin akademik hayatında her zaman yardım ettiğini ve hocalarına çok şey borçlu olduğunu söyleyen Gökçe, ODTÜ’den mezun olduktan sonra Koç Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı.

Koç Üniversitesinde Dr. Hakan Ürey’in Optik Mikro Sistemler Laboratuvarı (OML)’nda yüksek lisansını tamamladı. Yüksek lisansında MOEMS (Mikro Opto Elektro Mekanik Sistemler) üzerine çalıştı. 2 yıllık yüksek lisans eğitiminin 6 ayını İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole Polytechnique Lausanne) dizaynını yaptığı küçük optik tarayıcıların fabrikasyonunu gerçekleştirdi. OML’de Dr. Hakan Ürey ile geçirdiği iki sene takım çalışmasının önemini öğrenme ve iyi bir mühendis olma konusunda çok yardımcı oldu.

Koç Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra Amerika’nın en iyi 10 mühendislik okulundan biri olan UT Austin (Teksas Üniversitesi Austin)’de tam burslu olarak Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümünde doktoraya başladı. Doktora çalışmalarını Dr. Adela Ben-Yakar danışmanlığında gerçekleştirdi. Doktora çalışmalarında çok heyecan verici disiplinler arası mühendislik projelerinde çalıştı. Kendi doktora projesi sinir hücrelerinin yenilenmesinin altındaki moleküler yapıları anlamaktı.


Bunu nasıl yaptı?
Bunun için transparan bir yapıya sahip olan küçük kurtçukların (Caenorhabditis elegans), yaklaşık 1 mm boyunda, tek bir sinir hücresini güdümlü lazerle kesti.  Yaptığı ilk projede bu işlemler küçük mikroakışkan çipler içerisinde lab-otomasyonu kullanarak, ameliyat başı süresini yaklaşık 17 saniyeye kadar indirdi. Bunun önemi ise ameliyat yapılan deneklerin sayısı ne kadar fazla olursa, daha güvenilir ve sağlam biyolojik sonuçlar elde edilebilmesiydi. Dr. Gökçe, lazerle küçük kurtçukların üzerinde sinir hücrelerini keserek sinir onarımı ve yıkımının moleküler altyapısını anlamaya çalıştı.

Kendi projelerinin yanında başka projelerde çalışma fırsatı bulan Gökçe, en dikkat çekici çalışmalarından birinde ilk defa çok hücreli bir hayvanda (Caenorhabditis elegans) dünyanın manyetik alanını algılayan sinir hücresi ve iyon kanallarını bulduğu çalışmaydı. Bu çalışma önde gelen dergilerden Elife’da yayınlandı.

Doktorasının son iki senesinde sinir bilimine (neuroscience) olan merakı giderek arttı ve doktora sonrası çalışmaları için ABD’de dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olan California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’nde devam ediyor. Caltech’de katkıda bulunduğu çalışma çok büyük bir etki yarattı. Beyindeki su içme kontrolü mekanizmasının anlaşılmasında yaptığı çalışma Nature’da yayınlandı.


15 Nisan 2018 Pazar

HENRY'NİN KİTABI İYİLİĞİ YAYACAK


The Book of Henry, Gregg Hurwitz'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmde Henry karakteri üstün zekalı bir çocuğun etrafını nasıl etkilediğini konu alıyor. Henry, sadece zeki değil, aynı zamanda çok düşünceli. 

Filmin bazı sahnelerinde ağlamaktan duramayacağınız için, rahat olacağınız kişilerle izleyin. Çünkü, çok ağlayacaksınız. 

Çocukların, etraflarında olan kötü olaylara karşı tepki verdiğini ancak yetişkinlerin görmezden geldiğini işliyor. Henry, annesinin parasını yönetmekten kardeşinin ihtiyacı olanları planlıyor. Komşu kızının yaşadıklarını değiştirmek  için çaba sarf ediyor. 

Yazdığı bir kitap annesinin yolunu belirliyor. 

Bu filmi mutlaka izleyin. 

8 Nisan 2018 Pazar

MUCİZE İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEKTİR

Hayatımızda mucizeler olsun isteriz. Bu süreçte de çevremizdeki sevdiklerimizin bize birer mucize olduğunu hemen anlamayız. 

Dünyaya gelirken, herkesin farklı zorlukları olur. Kimi fiziksel kimi psikolojik kimi farklı şekilde zorluklar yaşar. İşte bu sorunları aklımıza takıp, insanlardan uzaklaşmak yerine daha çok insanla tanışmalıyız. 

2012’de R. J. Palacio’nun yazdığı romandan uyarlanan Mucize filminde fiziksel sorunlarla dünyaya gelen August Pullman’ın hikayesi anlatılıyor. Yıllarca geçirdiği ameliyatlar ve bu süreçte insanlardan uzak bir hayat yaşamasına neden olur. Beşinci sınıfa başladığında, yüz farklılıkları nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanmasının ve bu zorlu süreci atlatmasını konu alır. 

Çocuklara, farklılıklar ya da hastalıklar nedeniyle kimseye kötü davranılmaması gerektiği öğretilmeli. Bu nedenle de bu filmi çocuklar mutlaka izlemeli. 

Auggie'nin, sessiz ve içe kapanık halleri insanın içini burkuyor. Böyle tepkilerle karşılaşan insanların nasıl bir ruh halinde olduğunu gösteriyor. Empati kurabilen her bireyin karşısındakini anlamaya çalışması gerekir. 

Ders niteliğindeki diyaloglar ve öğrenmek için nasıl gayret ettiğini izleyeceğiniz film, insanları olduğu gibi kabul etmenin güzelliğini anlatıyor. 

Çocuklarınızın hayallerini onları olduğu gibi kabul ederek ve cesaret vererek destekleyebilirsiniz. 

7 Nisan 2018 Cumartesi

THE POST FİLMİ GAZETECİLİĞİN KURALLARINI HATIRLATIYOR

Günümüz gazeteciliği gün geçtikçe yara alıyor. Gerek yeni medya ile herkesin kendini gazeteci sanması,  gerek uzman gazetecilerin kadrolarının azalması da buna tuz biber ekiyor. Ancak, bu süreç The New York Times gazetesinin yeni girişimleriyle değişmeye başladı. 

Geçmişte de gazetelerin ve gazetecilerin yaşadıkları hiç kolay olmadı. The Post filminde 1971'de Pentagon belgeleri etrafında dönen yasal süreç işleniyor. Film, Washington Post editörü Ben Bradlee  ve gazetenin sahibi Katharine Graham, ordu analisti Daniel Ellsberg tarafından yazılan ve sızdırılan Pentagon belgelerinin yayınlanmasındaki sancılı süreci konu alıyor. 

Belgeleri ilk yayınlayan The New York Times oluyor, o süreçte gazeteye yayın yasağı geliyor. Bu sırada belgeler Post ekibine de ulaşıyor, sonrasında yeni belgelerin ellerine geçmesiyle Post ekibi ikilemde kalıyor. 

Tabii gazetenin sahibinin kadın olması da erkeklerin hüküm sürdüğü bir alanda göze batıyor. 

Maddi zorluklar yaşayan gazetenin, bu süreçte destekleyicilerinin olmayacağı düşünülüyor. Gazetecilerin hapse girme riski gündeme geliyor.  Gazetecilerin gerçekleri söylemesi, en dikkat çeken hususlardan biri oluyor. Filmde gerçekler ve dürüstlük örneklerini sık sık görüyorsunuz. Korkularına yenik düşmeyen gazeteciler, halka gerçekleri yazmayı savunuyorlar. 

Sonunda haber yayınlanıyor. 

Sonraki süreçte de belgelerin yayınlanabilmesi ve özgür basının korunabilmesi için gazete ile hükumet arasında büyük bir hukuk mücadelesi başlıyor. 



Yargıç Black şu kararı veriyor:   

Amerika'nın kurucuları özgür basına, demokrasimizdeki asıl görevlerini yerine getirmeleri için gereken korumayı sağlamıştır. Basının görevi halka hizmet etmektir, halkı yönetenlere değil. 

Medya rekabeti bu olayla dayanışmaya dönüşüyor. 

Filmin sonundaki söz de kulaklara küpe oluyor: 

Haberler tarihin ilk taslağıdır. 

Şimdi günümüze dönelim ve Channel 4 kanalının Cambridge Analytica’nın maskesini düşüren araştırmacı gazetecilik örneğini hatırlayalım. Facebook üzerinden insanların korkuları ve umutları öğrenildi. Sonra bu bilgiler de başkalarının kullanması ve insanları yönetmesi için satıldı. 

İşte bu noktada, siz bilinçli medya okuryazarı ve dijital medya okuryazarı olursanız bu sistematik sömürüden kurtulabilirsiniz. Medyayı da desteklemeyi unutmayın! 


Nitelikli gazeteci, gelişen toplum demektir. 

6 Nisan 2018 Cuma

ROBOT HEMŞİRELER GELİYOR! HAZIR MISINIZ?


Robotlar gün geçtikçe hayatımızda yer ediniyorlar. Sağlık sektöründe de çok farklı alanlarda robotlara iş düşüyor ve avantajlarıyla birlikte 30 yılı aşkın bir süredir medyada yer alıyor. Geçmişten günümüze kısa bir tur yapmaya hazırsanız başlayalım.

İlk robotlardan biri, 1985 yılında PUMA 560 cerrahi robot kolun nöroşirürjik biyopside kullanıldı. O zamandan bu yana, tıp robotları, cerrahi robotlar, teletıp hayatımızı değiştiriyor. Sağlık sektöründeki masrafların yüksek olması, zamandan ve bütçeden kısıtlama yapılması gerektiğini gösteriyor.

Japonya ve Amerika’da hemşire ihtiyacı çok fazla ve diplomalı hemşire olmadığı için yeterli bakımı robot hemşireler karşılamaya başlayacak.

Japon Sağlık, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2015 tarihli bir tahmini, nüfusun yaşlanmasının gelecek 10 yıl zarfında hızlanmasıyla Japonya’nın hemşirelik alanında büyük bir açıkla karşılaşacağını gösteriyor. 2025 yılı itibariyle ulus 2,53 milyon hemşireye ihtiyaç duyacak. Bu hedefi karşılamak 2025 yılı itibariyle 800 bin ile 1 milyon hemşireye daha ihtiyaç olacak. Ancak artışın şimdiki temposu hızlanmadığı sürece, hemşirelik alanında çalışanların sayısı en az 380 bin açık vererek talebi karşılayamayacak.

Yaşlı bakımında da etkili olacaklar
Dünyadaki en yüksek yaşam beklentisiyle, Japonya bugün bu sorundan başka herhangi bir ülkeden daha fazla acı çekiyor. Japonya nüfusunun yaklaşık yüzde 30'u 65 yaşın üzerinde ve kadın başına yaklaşık 1.2 doğumla birlikte, iş gücüne yetişmek için yeterli sayıda insan yok.

Japonya'nın nüfus piramidi daha uzun yaşam beklentisi ve daha küçük doğum oranlarını yansıtacak şekilde eğiliyor.

1950'lerde doğal bir zirveye gelen nüfus piramidi, şimdi çok daha ağırdır. Bu, sadece yaşlıların bakımı için yeterli insan olmadığı için değil, aynı zamanda emeklilikteki nüfusun böylesine büyük bir kısmının ve ekonomiyi boşalttığı için de sorun oluşturuyor. 65 yaş ve üstü nüfusun 2030 yılında 72 milyona ulaşması öngörülüyor.

Robot hemşirelerde etik sorunsalı
Robotik hemşirelerin oluşturulmasındaki ana zorluk, bir makineyi güvenilir ve etik programlama problemi olduğu belirtiliyor. Robot hemşire günlük olarak hastaları ile ilgili karmaşık kararlar vermek zorunda kalacak. Örneğin, bir robot hastalarını ilacı almasını hatırlatmak için programlanmışsa, hasta reddederse ne yapması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bir yandan ilacı reddetmek hastaya zarar verir. Öte yandan hasta, robotun farkında olmadığı bazı meşru nedenleri reddediyor olabilir. Örneğin, ilacı kullandıktan sonra hasta kendini hasta hissederse, o zaman ilacın uygulanmasında ısrar etmek zararlı olabilir. Bir hatırlatmadan vazgeçmek ve herhangi bir cevabı göz ardı etmek de pratik değil. Çünkü robot, hastanın uygun şekilde bakım aldığından emin olmak için bir insan hemşirenin yerini alacak. Dahası, hasta ilacı almayı kabul edip sonra unuttuysa? Robot ilaç alınana kadar hastayı takip edip izlemeli mi, yoksa mahremiyet ihlali mi? Bir şey ters giderse robot ne zaman ve nasıl doktoru bilgilendirmelidir?

Bu senaryo, insan hemşirelerin sık sık karşılaştığı bir durum.  Bir karar vermek için yeterli veri yoksa, insanlar daha fazla bilgi almak için hangi soruların sorulacağını belirleyebilir. Robotlar böyle bir seviyede karar veremiyor.

Karar almada güçlükler var
Robotlar karar vermeden önce, belirsiz koşulların üstesinden gelebilmeleri gerekiyor. 
Bir hastaya ilacını almasını ve olumsuz bir cevap almasını isteyen robot hemşire, olumsuz yanıtı kabul etmek veya yeni bir talepte bulunmak için yeterli bilgi olmadığını tespit ederse, bir karar verebilir. Örneğin, robot hastanın ateşinin yükseldiği bilgisini doktora iletirse, daha iyi bir karar vereceğini bildirebilir.

İnsanlar belirsiz kararlarla karşı karşıya kaldıklarında, bunu düşünebilir ve daha fazla bilgi ihtiyacını kabul edebilirler. Ancak robotlar, önceden programlanmış protokollere dayanan koşullardan bağımsız olarak karar verme eğilimindedir. 


Japon Hemşire Robotları
Bugün itibariyle, robot hemşireler henüz bu gelişmişlik seviyesine sahip değiller. Robot hemşireler için mevcut prototipler yardımcılar olarak tasarlanmış ve tam olarak entegre otonom sistem yok.

Robot hemşire üretiminin şu anki lideri olan Japonya, tıbbi topluluktaki farklı ihtiyaçları ele alan çeşitli robotlara sahip.

RIBA robot hemşire hasta taşıyor. Bu robota “Etkileşimli Vücut Yardımı için Robot” anlamına gelen RIBA deniyor. RIBA, bir kişiyi yatar pozisyonda ya da oturma pozisyonundan 60 kiloya kadar kaldırabiliyor ve başka bir yere taşıyabiliyor. RIBA, kaymayı önleyen gelişmiş dokunsal sensörlere ve güçlü kollara sahip. Ayrıca iki kamera ve iki mikrofon ile bir operatörden ipuçlarını takip edebiliyor. RIBA hastaları yatıştırmak için kullanılan büyük bir oyuncak ayı gibi görünüyor, ama aynı zamanda bazılarını rahatsız edebiliyor.

Actroid-F DEMO
Japonya merkezli robot üreticisi Kokoro, Actroid-F ile farklı bir araştırma alanına odaklandı. Bu robot, gözlerini, kaşlarını, ağzını, başını ve boynunu hareket ettirebiliyor. Actroid-F, bir uzaktan operatör tarafından kontrol edilebilen, ifadeleri ve konuşması çok doğru bir şekilde taklit edebilen bir tele-robot. Bu robot aynı zamanda özerk değil, ama insan olarak hastalarla bakarak ve etkileşim kurabiliyor. Actroid-F henüz otonom olmadığı için, etik sorunları kendi başına kararlaştırmaya gerek duymayacak. Ancak, operatörlerin gözetiminin gizlilik sınırlarının neresinden geçtiğine karar vermek zorunda kalacaklar.


Pearl
ABD'de, Michigan Üniversitesi, Pittsburg Üniversitesi ve Carnegie Mellon Üniversitesi'nden araştırmacılar, Pearl adında bir Nursebot üzerinde çalışıyorlar. Pearl, Japon meslektaşları gibi bir asistan robotu ve insanlara rutin faaliyetler hakkında hatırlatmaya ve yaşlılara rehberlik ediyor. Pearl, sesli ve görüntülü girişin yanı sıra bir dokunmatik ekran arayüzü ve yapabildiği çeşitli görevler için yazılımın navigasyon ve tanıma ile yardımcı olan birçok sensöre sahip. Bilişsel ya da bedensel engelli bireylerin günlük görevlerden geçmelerine yardımcı olmak için iyi bir teknolojik araç. Pearl ayrıca çevresinin haritasını ve müşterinin ne kadar hızlı hareket ettiğine bağlı olarak hızını değiştirmenin bir yolunu da hesaba katan sofistike navigasyon algoritmalarına sahip.



Mabu
San Francisco merkezli dijital sağlık firması tarafından üretilen Mabu, kişilik ve tedavi ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş günlük konuşmalar yapıyor ve sağlık uzmanına sizin hakkınızda geri bildirim gönderiyor. Size, hatırlatıyor ve sürecinizi takip ediyor. Yüz takip sistemi ile de sizi takip edebiliyor ve bu sayede göz teması kurulduğunda iletişime geçiyor.

Kaynaklar
https://twcroboticsurgery.weebly.com/past.html
https://www.bls.gov/news.release/archives/ecopro_12192013.pdf
https://www.bls.gov/opub/mlr/2013/article/occupational-employment-projections-to-2022.htm
https://www.japantimes.co.jp/opinion/2015/07/07/editorials/shortage-of-nursing-care-workers-2#.WrazUohuZPY
https://cs.stanford.edu/people/eroberts/cs201/projects/2010-11/ComputersMakingDecisions/robotic-nurses/index.html
https://www.youtube.com/watch?v=Ulw2Z1qZJOI
https://www.youtube.com/watch?v=7lLP5hGqKB8
https://mashable.com/2017/10/07/mabu-health-care-robot/#gW83kK682kqM
https://www.youtube.com/watch?v=bQak--i5U3A





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...