21 Şubat 2018 Çarşamba

MİKROÇİPLERLE KANSERE ÇÖZÜM ÜRETEN TÜRK

Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan bilim insanları arasında yer alan dünyaca ünlü biyomedikal mühendisi ve mucidi Prof. Dr. Mehmet Toner’in kariyeri bilim dünyasına ilham veriyor.

Milyarlarca kan hücresi arasından nadir bulunan kanserli hücreler tespit edilebilen mikroçipli kan testi kanserle mücadelede sağlık teknolojileri alanında yapılan çalışmalar içerisinde son dönemlerdeki en heyecan verici uygulamalardan biri olarak dikkat çekiyor. Bu test ile doğru hastaya, doğru ilaç verilerek, doğru zamanda vererek boşa ameliyat ve biyopsi yapılmıyor. Yapılan kan testinin yaklaşık 2 saat sonra sonuçları hazırlanıyor. 
Yakın gelecekte kanserde erken teşhis, iğneli biyopsi olmaksızın bu teknoloji mümkün olacak. Mikroçipli kan testinde, 2 milyondan fazla hücreye bir saniyede bakıp kanserli hücreler teşhis edilebiliyor. 

Prof. Dr. Mehmet Toner’in yaptığı başka bir testin Ar-Ge süreci için doktorlar, küresel sağlık uzmanları, fizikçiler ve mühendislerden oluşan bir ekip ve kaynak sınırlı bölgelerdeki bakım noktasında HIV / AIDS'i izlemek için bir mikroçip geliştirdi. Parmaktan alınan kandan bakılan testin ticarileştirilme çalışmaları halen sürüyor.  

50’den fazla patenti var
Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan dünyanın pek çok yerinden bilim ve tıp insanları arasında çok başarılı bir Türk de var. Tüm dünyanın çalışmalarını hayranlıkla takip ettiği Prof. Dr. Mehmet Toner’den bahsediyorum. Nanoteknoloji, doku mühendisliği ve biyokoruma alanlarındaki çalışmalarını ABD’de sürdüren Prof. Dr. Mehmet Toner, doğum öncesi genetik bozukluklar, bulaşıcı hastalıklar ve erken kanser tanısına yarayan mikroelekromekanik cihazın buluşu ile ABD’nin en saygın kurumlarından Ulusal Mühendislik Akademisi’ne (NAE) seçilmiş bir isim. Kanser üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Eğitim Hastanesi Cerrahi Profesörü, Massachusetts General Hastanesi Biyomikroelektromekanik Sistemleri Merkezi Direktörü olan Prof. Dr. Mehmet Toner, aynı zamanda Boston Shriners Çocuk Hastanesinin Araştırma Direktörü.  Nature, New England Tıp Dergisi, Science, Nature Biyoteknolojisi, PNAS, The FASEB Journal gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde 300'den fazla yayını bulunan Prof. Dr. Toner’in 50'den fazla patenti bulunuyor. 

Biyomedikal mühendislik katkıları, çok disiplinli araştırmaların veya geniş kapsamlı klinik ve ticari etkileri olan yakınsama biliminin parlayan örneklerini temsil eden Prof. Dr. Mehmet Toner’ın akademik bilim kariyerine baktığımızda çok ilginç dönüm noktaları karşımıza çıkıyor. Tıp okumak istese de İstanbul Teknik Üniversitesi makina mühendisliği bölümünü kazanan Toner, üniversite hayatı boyunca laboratuvarlardan çıkmadı, biyomedikal mühendislik üzerine araştırmalar ve deneyler yaptı. Tıpa olan ilgisi, tıp teknolojisinde devrim niteliğinde bir çalışmaya imzasını atmasını sağlayacaktı. Üniversiteyi bitirdikten sonra akademik kariyerini sürdürmek için ABD’ye gittiğinde İngilizce bilmemesine rağmen Yale, Brown, MIT ve Michigan gibi saygın üniversitelere başvurdu ve Yale Üniversitesi’nden tam burslu kabul almasına rağmen, MIT’de o dönem yeni başlayan biyomedikal mühendislik üzerine araştırma yapmayı tercih etti.

Yardımcı doçent olarak, MIT’nin Tıp Fakültesinde göreve başladı. Yaptığı çalışmalar ve başarıları sayesinde 11 yılda tıp fakültesinde profesörlüğe en hızlı yükselenlerden birisi oldu.  Profesörlük unvanından sonra kendi adına kürsü açtı.  Prof. Dr. Toner, 1994 yılında Biyomühendislik "YC Fung Fakülte Ödülü", 1995 yılında "Whitaker Vakfı Özel Fırsat Ödülü.", 2008 yılında Massachusetts General Hospital Kanser Merkezi Ödülü, 2010 yılında Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR) Takım Ödülünü aldı.  
2012'de Kriyobiyoloji Derneği tarafından düşük sıcaklık biyolojisi alanındaki çalışmalarına, Luyet Madalyası verildi. 2013 yılında ise Amerikan Makina Mühendisleri Topluluğu tarafından H.R. Lissner Madalyası ile ödüllendirildi. 

In 2012, his work in low temperature biology was recognized by the Luyet Medal given by the Society for Cryobiology.  In 2013, he was bestowed with the H.R. Lissner Medal of the American Society of Mechanical Engineers.

5 Şubat 2018 Pazartesi

ROBOTLAR İNSANLARIN YERİNİ ALABİLECEK Mİ?

Kaybettiğimiz insanların tüm kayıtlarının yüklendiği robotların hayatımızda ne kadar yer doldurabileceğine dair Black Mirror (Kara Ayna) dizisinin Be Right Back (Hemen Geliyorum) bölümünde çok farklı şekilde robotlar ele alınıyor.

“Hemen döneceğim,” diyerek şehre giden Ash, bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Sevgilisi Ash’ın ani ölümünü kabullenemez.  Martha ’nın arkadaşı henüz deneme safhasında olan temsili bir programdan bahseder. Ölen insanların her türlü anıyı, bilgiyi sanal bir ortama aktarıp, yapay bir insan oluştururlar. Yazışmaların yetmediği Martha, bu kez eşinin aynısı olan robot satın alır. Bir süre robot ile yaşayan Martha, gerçek hayattan koptuğunu fark eder. Yani insansı robotların hayatımızı nasıl etkilediğini konu alan dizi, gerçek insandan ayrılmasının ileride zor olacağını gösteriyor.

İnsansı robotların tasarımı çok farklı amaçlar için tasarlanıyor.

Suudi Arabistan tarafından vatandaşlık verilen insansı robot Sophia’nın, üretilme amacı, parktaki yaşlılara ve ziyaretçilere yardım etmekti.  Göz teması kurabilmek ve insanları tanıyabilmek için gözlerinde özel kamera ve yazılım var. Sesleri rahatça algılayabiliyor ve bayağı sizin benim gibi konuşabiliyor. Oturup saatlerce sohbet edebileceğiniz bir robot. Stylist Dergisine kapak oldu. Kapak çekimleri için insan mankenler gibi makyajı, saçı, styling’i yapıldı. Backstage görüntüleri de videoya kaydedilip, servis edildi.
Tabii Sophia’nın dışında da çok farklı robotlar var. Futurism.com adresinde yer alan yazıya göre insana en yakın robotları listelediler.

Kodomoroid ve Otonaroid Robotlar
Japonya'da düzenlenen Android: What Is Human? adlı fuarda, ana haber spikerleri olarak tanıtılan Kodomoroid ve Otonaroid adlı androidler büyük ilgi gördü. Gerçek insandan ayırt etmenin zor olduğu iki robot, henüz demo aşamasında. Ancak birkaç yıl içinde Japonya'da haberleri bu androidlerin sunması bekleniyor. Kodomorid, canlı yayında bir deprem ve bir FBI operasyonu hakkında verilen iki adet haberi anons etti.

BINA48
ABD'nin Vermont eyaletinde nanoteknoloji üzerine araştırmalar yapan Martine Rothblatt Foundation şirketi 2010 yılında piyasaya sürülen “duygusal” bir robot olan BINA48, bağımsız düşünme yeteneğine sahip. İnsan mimiklerini saşırtıcı derecede başarıyla taklit edebiliyor. BINA48, New York Times’a röportaj vermesinin yanı sıra, National Geographic programlarında yer aldı ve dünyayı dolaştı.

Geminoid DK
Futurism’de yer alan habere göre; Geminoid DK, Hiroshi Ishiguro’nun gözetiminde özel bir Japon firması ve Osaka Üniversitesi arasındaki işbirliğiyle üretilen, ultra-gerçekçi, insansı robottur. Geminoid DK, Danimarka’daki Aalborg Üniversitesi’nde Danimarkalı profesör Henrik Scharfe tarafından modellendi. Geminoid DK’in özellikleri, mimikleri ve omuz silkme biçimi dahi ilgi çekici.

Junko Chihira
Toshiba tarafından üretilen android robor Junko Chihira, Tokyo’daki bir turizm enformasyon merkezinde tam zamanlı çalışıyor. Bussiness Insider’da yer alan habere göre, müşterileri selamlıyor ve güncel olaylarla ilgili ziyaretçileri bilgilendiriyor. Japonca, Çince, İngilizce, Almanca ve hatta işaret dilinde konuşabiliyor.

Nadine
Nadine, Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi tarafından üretildi. Nadine ile aklınıza gelebilecek her şey hakkında sohbet etmekten mutluluk duyuyor. Onunla konuştuğunuz şeyleri ezberliyor ve onunla bir daha görüştüğünüzde size anlatabiliyor.
Nadine, yaşlılar, çocuklar ya da özel yardıma ihtiyaç duyanlar için tam bir yol arkadaşı olarak tasarlandı.

Kaynaklar
•             http://www.milliyet.com.tr/dunyanin-ilk-robot-vatandasi--sophia-mola-6949/
•             https://www.youtube.com/watch?v=Bg_tJvCA8zw
•             https://www.youtube.com/watch?v=Wyl72Re5110
•             https://www.youtube.com/watch?time_continue=4&v=mq89jFcG5EM
•          https://karnaval.com/yasam/kodomoroid-ve-otonaroid-ile-tanisin-19-18419-haber
•             https://www.youtube.com/watch?v=uvcQCJpZJH8
•             https://www.sabah.com.tr/dunya/2012/07/20/insansi-robot-saka-da-yapiyor
•             https://www.youtube.com/watch?v=eZlLNVmaPbM
•             http://www.businessinsider.com/toshibas-humanoid-robot-junko-chihira-speaks-three-languages-2015-11
•             https://www.youtube.com/watch?v=I_nAtssg-Dw
•             http://media.ntu.edu.sg/NewsReleases/Pages/newsdetail.aspx?news=fde9bfb6-ee3f-45f0-8c7b-f08bc1a9a179
•             https://www.youtube.com/watch?v=fTlBxUMJB2I


15 Ocak 2018 Pazartesi

HİÇ HAYALLERİNİZİ ÇALDILAR MI?

Hayal kurmak ne kadar güzeldir, sınırsızdır, sonsuzdur. Hayallerde çoğunlukla huzur vardır, kimi zaman da kendi kavgalarımızı hayallerimizde sürdürürüz, galibi biz oluruz her defasında. Hayal kurarken, mutlu oluruz. Hani gerçekleştiğinde sanki dünya dururmuş gibi düşünürüz. Bu düşüncelerle de her şey güzel olur. Etrafınız sevdiklerinizle doludur, başarıdan başarıya koşarsınız, elini tuttuğunuz sevdiceğiniz her daim yanınızdadır. İçiniz huzurlu, hayalleriniz bir bir gerçekleşir, rüyalarınızda…

Peki sizin hiç hayalleriniz çalındı mı?

“Şu konuda kitap yazacağım” diye heyecanla hayallerinizi paylaştığınız arkadaşınız, aylar sonra sizin hayallerinizi kendisinin gibi kullandığını gördünüz mü? Birçok kişinin bunu yaşadığından eminim. Çünkü, tüm iyi niyetinizle anlattıklarınız, karşınızda  kendinden emin bir şekilde “bu benim fikrimdi” diye karşılık verileri de gördünüz.

Hayal hırsızlarından korunmak için ne yapmalı?

Hayaller, kişiye özeldir. Sizin hayallerinizi çalsalar bile aynısını yapamazlar. Kendi kapasiteleri kadarını gerçekleştirebilirler. Bundan da çekinmeyin. Siz aynısını yaptığınızda, emin olun hayallerinizin ruhunu katacaksınız, sevginizi ve güzel duygularınızı katacaksınız. Bu güzellikleri sizinle paylaşanlar bu hayalin, ne kadar farklı olduğunu da anlayacaklardır.
Hayallerinizi anlatmayın. Sadece çok güvendiklerinize anlatın. Çünkü, bazen de sizin hayalinizi çok saçma bulup, moralinizi bozanlarla karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle, gerçekten anlatmaya değecek kişilere anlatın.

Hayal defteri tutun. Yapmak istediklerinizi sıra ile deftere yazın. Hadi şimdi bir deftere ki, ajandanız olursa harika olur.

Hayalleriniz neler?
Gelecek sene kendinizi nerede görüyorsunuz?
Gelecek 6 ay içerisinde neler yapacaksınız?
Hedefinizde değişiklikler olacak mı?
Dünyayı gezmeyi istiyorsanız, nereler gideceksiniz?
Bu yıl kaç tane ağaç dikeceksiniz?
Mutluluk için her ay kendinizi nelerle ödüllendireceksiniz?


Hayallerinizi sınırsız tutun, gerçekleşirse mutluluk olur. Gerçekleşmezse de içinizi ısıtan bir mutluluk olur. Hayalleriniz, gerçekleştikçe, kendinize olan inancınız ve güveniniz artacaktır. Hayallerinizle ve sevgiyle kalın. 

11 Ocak 2018 Perşembe

NETWORK HIRSIZLARINA KARŞI DİKKAT EDİN

Sosyal medya kullanımı arttıkça, insanlarda farklı davranış modelleri gelişmeye başladı. Doğru da olsa yanlış da olsa insanlarda çoğunluğa uyma dürtüsü nedeniyle “herkes yapıyor” davranış modeli ile hareket ediliyor. Nedeni bilinmeden paylaşılanlar, aslında deneme yanılma yöntemi ile sosyal medyayı ilk kullananların yaptıklarıyla şekilleniyor. 

Paylaşımlar dikkat çekme odaklı olunca, hedef daha çok beğeni ve yorum almak ile sınırlıyken zamanla iletim daha çok paylaşınsın yarışına girildi. 

Beğeni ve yorum hırsının daha çok arkadaş ve takipçi peşinde koşma hırsına geçmesiyle, bu kez sosyal medyada network hırsızlıkları başladı. Nasıl mı?

Sizin arkadaşlarınız birden sayfanızdaki birçok kişinin arkadaşı oluveriyor. Herkes tanımadığı, ancak listesindeki ortak isimlere güvenerek eklemeye başlıyor. Sonra bir bakıyorsunuz, birçok kişi ile inanılmaz derecede çok ortak arkadaşlarınız olmuş. Ne ilginç değil mi?

Hatta birisiyle 375 ortak arkadaşım olduğunu gördüğümde işin içinde yanlışlık olduğunu fark ettim. Sonra bu kişiyi takibe aldım, yeni paylaşımlarımdan sonra ortak arkadaş sayımızın  artışında son paylaşımlardaki isimler olduğunu  fark ettiğimde bu kişiyi engelledim. Çünkü, bu tek kelimeyle network hırsızlığına giriyordu. Sizin etiketlediğiniz herkesi eklemesi, sizce ne anlama geliyor?

Sonrasında bu kişiyle karşılaştığımızda kendisini neden engellediğimin hesabını da sordu.  İşte böyle durumlarla karşılaştığınızda yapmanız gerekenler:

Network hırsızlığı yapanları takibe alın, baktınız ortak arkadaş sayınız artıyor engelleyin ya da kısıtlı şekilde sizi görmesini sağlayın.
Tanımadığınız kişilerin arkadaşlık isteğini kabul etmeyin.
Ortak arkadaşınızın olması, o kişinin güvenilir biri olduğunu göstermez.
Sizi başkasının hesabından ekleyen, sizin hesabınızdan kimleri ekler?
Üstüne sizi referans gösterip, neler yapabilir?
Network hırsızlığı yapanlar, başka şeyler de yapabilir. Siz bu kişilerden uzak durun.


Temiz hava, temiz besin deniyor temiz network yaşam kalitesini yükselten unsurlardan biri. Siz siz olun bu kişilerden uzak durun. 

10 Ocak 2018 Çarşamba

YAŞAMADIĞIMIZ İÇİN YAŞLANMAKTAN KORKUYORUZ!

Mış gibi hayatlar yaşıyoruz. Seviyormuş gibi ilişkilerle, gülüyormuş gibi neşeli görünüyoruz. Böyle olunca da sevmekten de yaşlanmaktan da korkuyoruz. Yalnızlıktan korktuğumuz halde birbirimizle konuşmuyoruz, iletişimi ekranlar aracılığıyla yapıp, sınırlarımızı çizemiyoruz. Çoğunluk ne yaparsa düşünmeden sürünün bir parçası olmayı hemen kabul ediyoruz.

Kendimiz olmayı unuttuğumuz için biri ne yaparsa peşinden koşturuyoruz. Aynısı olmayı, onun gibi giyinmeyi, onun gibi konuşmayı istiyoruz. Oysa biz öyle düşünmüyorsak, neden kendimiz olmayı seçmiyoruz.

Eğer birileri çok başarılıysa hemen bacağından çekip aşağı indiriyoruz. Nitelikli iş yapanları istemiyoruz. Önemli olan mış gibi iş yapanlar olsun istiyoruz. Çünkü, nitelikli olursa bu kez eksikliklerimiz daha çok ortaya çıkar diye korkuyoruz. Aslında her şeyden korkuyoruz.
İşte bu savaş meydanında fark etmeden her gün savaşıyoruz. Savaşmaktan yaşayamıyoruz. Yaşayamadığımız için de her alınan yaş, her beyaz tel saç, yüzdeki her çizgi hüzünlendiriyor. Sevgiyi yapay olarak elde etmeye çalışıyoruz. Çünkü, sevmesini de sevilmesini de bilmiyoruz.

Eğer genç kalmazsak, sevgilimiz başkasına gider diye korkuyoruz. Zaten kimi hedefsiz gençlerin derdi para olunca bu kez hiç tanımadığımız gençlerle savaşıyoruz. Yorgun düştüğümüz hayatta güvenecek omuz ararken, her defasında sırtımızdan darbe alıyoruz. En güvendiklerimizin aslında en çok kıskananlarımız olduğunu fark etmiyoruz.

Kendimizle savaşıyoruz. Genç kalmak, her şeye yetmek, etrafa sürekli olumlu görünmek için savaşıp duruyoruz.

Aslında hayat çok basit, biz zorlaştırıyoruz.
Yaşımızı sevmek için önce yaşadığımızı hissetmeliyiz.
Yaşadığımızı hissetmek için önce kendimizi sevmeliyiz.
Kendimizi sevmek için önce sevdiğimiz şeylere zaman ayırmalıyız.
Sevdiğimiz şeylere zaman ayırmak için çevremizde temizlik yapmalıyız.
Çevremizdeki temizliğe başlamak için önce kıskanç, iftiracı ve kötü niyetlileri çıkartmalıyız.
Kötüleri çıkartmak için önce kendi maskemizden kurtulmalıyız.

Sonra her anımızı planlarken, günlük yürüyüşlerimiz, kitaplarımızın arasında geçirdiğimiz süre, tuttuğumuz günlük, yarışarak değil yaşayarak her anın tadını çıkartarak günlerimizi geçirmeliyiz.


İşte o zaman doğum günlerinin gerçekten anlamı olacak. Bağımlılıklardan kurtulup, çevremizi saran sürünün parçası olmaktan kurtularak, şu anda kendimiz için bir şeyler yapmalıyız. Kahve mi seviyoruz yoksa çay mı? Müziklerden latin mi severiz pop mu caz mı? Filmlerin hangisi gerçekten bizim en sevdiğimiz? Şımartalım kendimizi, o zaman dünya da yaşam da başka güzel gelecek. İşte o zaman yaşayacağız. Korkularımızın üzerine gitmekten sakın korkmayalım. Çünkü kazananı şimdiden belli, biz! 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...