11 Ekim 2017 Çarşamba

SAĞLIK VE BİLİM HABERCİLİĞİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI

Sağlık ve bilim haberciliğinde önümüzdeki Aralık ayında 12. yılıma gireceğim. Bu sene mesleki anlamda  "Ne gibi farkındalıklar oluşturdum?" diye düşünmeye başladım. Yıllardır, habercilikte yenilikler yapmaya çalışarak, bilim ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Bu alandaki boşluğun, bilmedikleri işin uzmanı gibi ortada dolaşanlara kalmasını istemiyorum. Çünkü, sağlık hiçbir şeye benzemez. İnsanların zorlu günlerinde, yol göstermek ve yaralarına merhem olabilmek önemli olan. Sağlık çalışanları ve bilim insanlarının yaşadıkları zorlukları dile getirip, nitelikli ve üretenlerin sesini duyurarak gündeme getirmek bizim işimiz. Tabii ki, sorunları yazıp kendi sorunlarında lal olan bir mesleğin mensubu olunca, gazetecilerin yaşadığı sorunlara da çözüm üretmek şart.

Geçtiğimiz günlerde Sabri Ülker Vakfı’nın desteğiyle  Avrupa Gıda Bilgi Konseyi’nin (EUFIC) Brüksel’de düzenlediği “Bilime Güvenmek: Kanıtlar Ötesi Dönem” başlıklı konferansına katıldım.

“Sağlık ve Bilim Haberciliği” mercek altına alındı. Birçok konuda bilgi verildi. Uzman gazeteciliğin değeri anlatıldı.  Bilimsel bilginin iletişiminde ortaya çıkan engeller ve toplumun doğru bilgilendirilememesi sonucu ortaya çıkan sorunlar üzerinde duruldu. Çözüm yolları arandı.

“Sağlık haberlerinde kaynak değerlendirmesi” ( 2017) raporuna göre,  medyaya yansıyan sağlık ve beslenme konulu haberlerin yüzde 40’ında kaynağın yer almadığı açıklandı. Hatta bunun bir sıra ilerisine gittiğimizde, kaynak olanların da ne kadar nitelikli olduğu sorgulanmalı. Çünkü sağlık haberlerini eleştirdiğimde, sağlık ve bilim habercisinden öte bir konuma geçmiş oluyorsunuz. Burada da akla, gazetecinin objektif olması gerektiği geliyor. “Sahte bilim savunucuları karşısında gazeteci nasıl davranmalı?” sorusu da beliriyor.  Hatta sözde uzmanları haber yaparak, gazeteci objektif mi davranmış oluyor? Yani  haber kaynağı konusunda sağlık ve bilim alanında çok soru işareti var.



Bilgi Kirliliği İle Mücadelede Şart
“Beslenme ve sağlık konularında bilimselliği kanıtlanmış, güvenilir bilginin iletişiminin hayati öneminin farkındayız” diyen Sabri Ülker Vakfı Projeler Müdürü Selen Tokcan, Vakıf olarak bu konuda yürüttükleri çalışmalara dikkat çekti.  

Türkiye’nin ilk uluslararası akredite beslenme ve sağlık iletişim eğitim programını hayata geçirdiklerini ifade eden Tokcan, “Bilgi kirliliği ile mücadelede iki tarafı ilk defa aynı masa etrafında buluşturduk. Bilim insanları ve iletişimciler İstanbul’da düzenlenen “Beslenme ve Sağlıkta İletişim Programı”nda 2 gün boyunca bilimsel bilginin iletişiminde esasları konuştular ve ortak yol haritası belirlediler” dedi.

Sabri Ülker Vakfı’nın “Bilim Bunu Konuşuyor” platformu ile beslenme alanındaki sıcak gündeme dair bilimsel referanslardan derlediği makaleler ile binlerce kişiye ulaştığı ve farkındalık yarattığı belirtildi.

Türkiye’de Sağlıklı Beslenmeye Olan İlgi Çok Hızlı Artıyor
Türkiye’de de sağlık ve beslenme konularındaki haberlere kamuoyunun ilgisi her geçen gün artıyor. Google arama motoru sonuçları da bu durumu bir kez daha ispatlıyor. 2017 yılı Ağustos verilerine göre, Google’da “beslenme” anahtar kelimesi aratıldığında 32 saniyede yaklaşık 24.5 milyon sonuç yansıyor. 2015 yılında 15 milyon olan bu rakamın iki yılda yüzde 63 oranında artış göstermesi, toplumun beslenme ve sağlık alalarında bilgi edinmeye olan merakının her geçen gün ne derece arttığını ortaya koyuyor.

Beslenme anahtar kelimesi altında ise en fazla ziyaret edilen içeriklerde,  “sağlıklı beslenme”, “dengeli beslenme” ve “gebelikte beslenme” konuları olarak öne çıkıyor.  Sonuçlar beslenme ve sağlık alanlarında bilgi kirliliğiyle mücadelenin hayati önemine bir kez daha dikkat çekiyor.



İlgi Çok, Referans Yok
Konferans konuşmacılardan Bilkent Üniversitesi İletişim Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Bülent Çaplı liderliğinde gerçekleştirilen “Türk Medyasında Sağlık Haberlerinde Kaynak Değerlendirmesi” (2017, Ağustos) araştırması çarpıcı sonuçlarıyla öne çıkıyor. Türkiye’de en fazla trafik alan haber portallarında yer alan sağlık ve beslenme içerikleri haberler incelenerek gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;

  • Sağlık ve beslenme haberlerinin yüzde 94,7’si imzasız olarak yayınlanıyor.
  • Haberlerde referans kaynak belirtilmeme oranı yüzde 40.4.
  • Kaynak gösterilen haberlere bakıldığında; Haberlerde gösterilen kaynakların türlerine göre ulusal kaynaklar yüzde 31,9, uluslararası kaynaklar ise yüzde 15,8 olarak çıkıyor.
  • Sağlık ve beslenme haberlerinde fotoğraflardan oluşan slider haberlerin oranı ise %59,4
  • Ayrıca haberler değinilen farklı perspektifler ve açılar açısından da incendi ve yüzde 98’i farklı açılardan yoksun, sadece yüzde 2’sinin farklı açılara sahip olduğu belirlendi.


Toplumun Yarısından Fazlasının Kafası Karışık
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nin TÜBİTAK'ın desteğiyle gerçekleştirdiği "Türkiye'de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi" (2013) araştırması da, alanının en kapsamlı araştırmalarından biri olarak, toplumun iletişim kanallarından edindikleri bilgiye şüpheyle yaklaştığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de yayın yapan 1.781 basın organı, 52 televizyon kanalı ve 551 internet portalından örneklem ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;     


  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 21'i, medya profesyonellerinin ise yüzde 12'si iletişim kanallarındaki sağlıkla ilgili bilgilerden şüphe duyuyor.   
  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 38'i ve medya profesyonellerinin ise yüzde 24'ü kamuoyunda konuşulan sağlıkla ilgili bilgilerin denetlenmediğini düşünüyor.  
  • Vatandaşların ise yüzde 51'i gazete ya da dergilerdeki, yüzde 45'i televizyondaki, yüzde 48'i, internetteki sağlık konulu yayınların referans kaynağının kafa karıştırdığını düşünüyor. 
  • Gazetelerdeki sağlık konulu haber ve yazıların sayısı “Az, yetersiz” bulanların oranı yüzde 41 iken, televizyonda bu oran yüzde 37, internette ise yüzde 22 oldu.





Sağlık ve bilim haberciliğinde böyle farkındalık çalışmalarının yapılması mutluluk verici. Bu alanda atılan her adım, nitelikli gazetecilerin yetişmesine ve kaliteli haberlerin yapılmasına vesile olacak. Çünkü, niteliksiz gazeteci, cahil toplum demektir. Gazetecilerin gelişmesi, toplumun gelişmesini sağlayacak. Bu tür çalışmalara her daim destek verip, elimden geldiğince de yer almaktan mutluluk duyarım. İşimi çok seviyorum ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum. Ülkemizin gelişmesi için, uzman ve nitelikli gazetecilere ihtiyacımız var. Aynı nitelikli ve üreten bilim insanlarına olduğu gibi... 

9 Ekim 2017 Pazartesi

GELECEĞİN MEDYASI ROBOT GAZETECİLERİN Mİ?

Teknoloji geliştikçe yeni bir devrin başlangıcı oluyor. Endüstri 4.0 nesnelerin interneti ya da siber-fiziksel sistemlerolarak tanımlanıyor.

Devrimleri şu şekilde sıralayabiliriz:
•             ENDÜSTRİ 1.0 : Su ve Buhar Enerjili Mekanik Üretim Tesisleri
•             ENDÜSTRİ 2.0 : İş Bölümüne Dayalı Elektrik Enerjili Kitlesel Üretim
•             ENDÜSTRİ 3.0  : İmalatın Otomasyonunu İleriye Taşımayı Başaran Elektronik ve Bilgi Teknolojileri
•             ENDÜSTRİ 4.0 : Siber Sistemlere Dayalı Üretim

Medya da bu değişimden etkileniyor ve toplumda robot gazetecilerin haber yapması şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Robot gazetecilerin neler yaptığına bir bakalım.

Google DeepMind şirketi, Google’ın yapay zekâ ile ilgili çalışmalarını yürüten bir alt şirketi. Burada, robotlara yeni anılar edinme ve bunları hatırlayabilme özelliği kazandırıldı.  Ayrıca robotların insan sesini taklit etme becerileri ve işbirliği yapma eğilimleri üzerinde de çalışılıyor.

Google veri gazeteciliği ve haber teyit projelerini fonlayacak
Google’dan fon alan projeler arasında, gazeteciler için hazırlanmış, otomasyona dayalı bir  teyit aracı olan FACTS (gerçekler) de var. FACTS, ilk tam otomatik teyit aracı olacak.

“Habercilikte fantastik adım”
Google tarafından finanse edilen 'RADAR' isimli projesinde ise,  5 kişilik bir ekip ile gazeteci robotun ayda 30 bin rutin haber üretmesi hedefleniyor.   Robot gazeteciler finans, gayrimenkul ve spor haberleri gibi haberleri yazabiliyor.

Associated Press, New York Times ve Los Angeles Times gibi gazeteler rutin haberler için robot kullanıyor. İnanması güç gibi gelse de robot gazeteciler, son yıllarda bülten haberciliğe çevrilen medyaya yeni bir soluk da getirebilir.

 İngiliz gazeteci Nick Davies, “Flat Earth News” kitabında “churnalism” kavramını ortaya atıyor. “Churn” İngilizce’de, “çalkalamak, köpürtmek” anlamına geliyor. Davies, günümüzde PR ajansları ve reklam şirketleri tarafından hazırlanan “haber görünümündeki” metinlerin, hiç müdahale edilmeden gazete sayfalarında yer almasına gazeteciliğin prestij yitirmesinin nedenlerinden biri olarak görüyor. Kısaca, bültenleri kopyalayıp yapıştırmak gazetecilik değildir! İşte robot gazeteciler bu işi kolaylıkla yapabilir.

Robot gazeteciler, rutin haberleri ya da bültenleri sisteme yüklerken, nitelikli gazeteciler araştırmacı gazetecilik yapabilir. Böylece robot gazeteciler, medyada bir değişimi de başlatabilir. Yani gazetecilik bitti, diyenlere inat nitelikli gazeteciler kalburüstünde kalacak.

Tabii yapay zekanın insanlık için en büyük tehlike olabileceğini farklı platformlarda dile getiren girişimci Elon Musk’ı da burada hatırlamak gerekiyor. Yapay zekayı insanların bilinçli şekilde kullanması için medya okuryazarlığı düzeyinin artması hedeflenmeli.

Bu durumdan okuyucular nasıl etkilenecek?
Toplumda medya okuryazarlığı seviyesinin artması, bilgiyi daha iyi değerlendirmelerine ve işlemelerine yardımcı olacak. Problem çözme, verileri kullanabilme, sorgulama,  ikna etme ve eleştirel düşünme yetenekleri gelişen toplum, dijital okuryazarlık bilinci de kazanacak. Gerçek ve sanal ortamdaki verilere istenilen amaçta doğru bir şekilde erişebilmek ve onu doğru yöntemle verimli bir şekilde kullanmayı sağlayacak.

Robot gazeteciler, yapay zeka ve değişen medya ile toplumda da yenilikler olacak. Bu yenilikleri takip etmek adına da bültenler yerine, dünyada neler olduğuna bakmak önem taşıyor. Gelişmeleri takip edip, bunları üreten bir topluma dönüşmek için medyanın yönlendirmesi, değişimdeki başlangıçları sağlayacak. Sonuç olarak gelişen medya, üreten toplumu oluşturacak.
       

8 Ekim 2017 Pazar

FACEBOOK YALAN HABERLERE SAVAŞ AÇTI

Facebook'ta asılsız haberlerin yayılmasını durdurmak amacıyla ülkemizde de çalışmalara başladı.   Yalan haberlerin yayılmasını durdurmak için  bazı ipuçları paylaştı. 

Geçtiğimiz aylarda Amerika’daki seçimlerde yaşananlardan sonra eleştiriler karşısında Google ve Facebook, içerik politikalarında değişikliğe gitti ve yalan haber içeren sayfaları reklam ağından çıkaracağını duyurmuştu. 
Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg ise sosyal paylaşım sitesinin ABD'de başkanlık seçimlerinin gidişatını etkilediği iddialarına şiddetle karşı çıkmıştı. Detaylar için buraya bakabilirsiniz. 

İşte Facebook tarafından sunulan  maddeler: 

1. Başlıklara şüpheyle yaklaşın. 
Çoğu zaman asılsız haberlerin, tamamı büyük harflerle yazılmış ve ünlem işareti eklenmiş dikkat çekici başlıkları vardır. Başlıktaki sarsıcı iddialar size inanılmaz geliyorsa, muhtemelen inanmamanız gerekir.

2. İnternet adresine (URL) yakından bakın. 
Sahte veya taklit bir internet adresi (URL), asılsız bir haberi işaret ediyor olabilir. Pek çok asılsız haber sitesi, internet adresinde (URL) küçük değişiklikler yaparak gerçek haber kaynaklarını taklit etmektedir. Siteye giderek internet adresini (URL) gerçek kaynaklarla karşılaştırabilirsiniz.

3. Kaynağı araştırın.
Haberin, doğruluk konusunda itibarlı, güvendiğiniz bir kaynak tarafından yazıldığından emin olun. Haber tanımadığınız bir kuruluştan geliyorsa, daha fazla bilgi almak için "Hakkında" kısmına bakın.

4. Yazı biçiminin olağandışı olup olmadığına dikkat edin. 
Pek çok asılsız haber sitesinde yazım hataları veya tuhaf sayfa düzenleri olur. Bunları görürseniz habere dikkat edin.

5. Fotoğraflara dikkat edin. 
Asılsız haberler çoğu zaman üzerinde oynanmış görüntüler veya videolar içerir. Bazen fotoğraf gerçek olduğu halde bağlam dışında kullanılmış olabilir. Nereden geldiğini doğrulamak için fotoğrafı veya görüntüyü internette aratabilirsiniz.

6. Tarihleri inceleyin. 
Asılsız haberlerdeki tarih ve saat çizgisi mantıksız olabilir veya olayların tarihleri değiştirilmiş olabilir.

7. Kanıtları kontrol edin. 
Yazarın kaynaklarını kontrol ederek doğru olduklarından emin olun. Kanıt olmaması veya adı belirtilmeyen uzmanlara güvenilmesi haberin asılsız olduğunu işaret edebilir.

8. Başka haber kaynaklarına bakın. 
Aynı haberi bildiren başka haber kaynağının olmaması, haberin asılsız olduğunu gösterebilir. Haber, güvendiğiniz birden fazla kaynak tarafından bildiriliyorsa, haberin doğru olma ihtimali daha yüksektir.

9. Haber bir şaka mı? 
Bazen asılsız haberler ile mizahı veya hicvi ayırt etmek zor olabilir. Haber kaynağının parodi konusunda tanınmış olup olmadığını kontrol edin ve haberin detaylarından ve tonundan sadece eğlence amaçlı olup olmadığını anlamaya çalışın.

10. Bazı haberler kasten yanlış bilgi içerir. 
Okuduğunuz haberler hakkında eleştirel bir yaklaşımla düşünün ve sadece güvenilir olduğunu bildiğiniz haberleri paylaşın.

Yeri gelmişken bu videoyu izlemelisiniz. 



24 Eylül 2017 Pazar

İDDİA: HAMİLEYKEN HAMİLE KALMAK MÜMKÜN

BBCTürkçe, Habertürk, Sabah, Milliyet gibi haber sitelerinde farklı tarihlerde farklı kadınların hamileyken yine hamile kaldıkları iddia edildi.

Haberlerde, iki hafta ve bir ay arasındaki gebeliklerde yeniden hamile kalmanın mümkün olabildiği iddia edildi.

BBC’nin “Süperfetasyon nedir?” isimli haberinde yorumuna yer verilen Jinekoloji Profesörü Simon Fishel, “İnsanlarda oldukça nadir görülen süperfetasyon olayı son 100 yıldır sadece 6 kez gerçekleşti. Bunun olmaması gerekir ama oluyor. İlk vaka 1865 yılında meydana gelmişti. Ondan bu yana ara sıra bu tür vakalara rastlandı" dedi.

Pek çoğumuz bir kadın hamile kalırsa bir daha hamile kalamayacağını düşünür. Prof. Fishel, kadınların anatomik yapısının hamileyken başka yumurtalama yapmalarını önlediğini belirtti. Ancak ender de olsa hamileyken hamile kalma vakaları yaşanıyor. İnsanlarda çok nadir görülen bu olayda mucizevi doğumlar da yaşanabiliyor." dedi. 

Gebe iken tekrar gebe kalmak mümkün müdür ?

Normalde insanlarda gebelik oluştuktan sonra “ovülasyon” denilen yumurtlamanın olmadığını ve gebelikte oluşan hormonal değişimlerin gebelik sırasında ikinci bir gebelik gelişmesine izin vermediğini dile getiren Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Polat Dursun, “İnsanlarda pek görülmeyen bu durum  atlar, koyun, tavşan ve bazı kemiriciler, manda, vizon panterler  gibi bazı hayvan türlerinde görülür ve tıbbi olarak bu duruma Superfetasyon denir. Buna bir gebelik oluştuktan birkaç hafta sonra ikinci bir gebeliğin oluşması demektir.  Oluşan gebelikler arasında birkaç haftaya varan yaş farkı olabilir” dedi.

“Süperfetasyon bir gebelik devam ederken yeni bir ovülasyon (yumurtlama), fertilizasyon (döllenme) ve implantasyon (rahime tutunma) gerçekleşmesi ve ikinci bir gebeliğin de gelişmeye başlaması demektir” diyen Dursun, bu durumda gebelik haftaları farklı iki bebek geliştiğini söyledi.

Hamile kalma mekanizması nasıl gerçekleşir?

İnsan gebeliklerinin oluşumu hakkında Dursun, şu bilgileri verdi:

“Normalde gebelik sırasında oluşan korpus luteum ve plasentanın salgıladığı hormonlar yeniden yumurtlamayı önler, rahmin içinin kaplandığı doku ve rahim ağzında oluşan mukus spermin hareketine izin vermez. Dolayısıyla normalde bir gebelik devam ederken ikinci bir gebelik oluşmaz. İnsanlarda görülmesi çok çok nadirdir milyonda birkaç gebelikte görülmektedir. Bu durumda bebekler arasında büyüme ve gelişme farklılığı, kilo farkı olur. Çok nadiren literatürde aynı anda hem zenci hem de beyaz çocuğa gebe kalmış annelerde bildirilmiştir.”
Kadın Hastalıkları - Doğum ve Perinatoloji Uzman Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir ise, bu olayın mümkün olduğunu ifade ederek Süperfetasyonun  insanlarda nadir olarak görüldüğünü ancak rastlanabildiğini söyledi.

Bu durum nasıl oluşuyor?

Bu tür gebeliklerin, daha çok, aynı anda çok sayıda yumurtlamayı sağlayan tüp bebek ilaçlarının etkisi ile oluştuğunu söyleyen Dursun “Süperfetasyona çok benzer diğer bir çok nadir durum ise Superfekundasyondur ki bu durum iki ayrı yumurtanın iki ayrı sperm tarafından farklı ilişki zamanlarında aynı menstrüel siklusda  (adet dönemi) döllenmesi durumudur.

Literatürde iki farklı kişi ile ilişki sonrası oluşan farklı renklerden ve ırklardan ikiz gebeliklerde çok nadirde olsa da bildirilmiştir . Tıbbi literatürde bu duruma heteropaternal süperfekondasyon denir. Bu tür gebeliklerde bebeklerden birisi hafta olarak, daha küçük, boyut ve gelişme olarak da daha geri kalacağı için doğum zamanlaması önemlidir.  Bu iki bebekten biri anne karnında gelişme geriliğinden ölürken, diğeri doğduktan sonra yoğun bakım ihtiyacı duyar” diye konuştu.


11 Eylül 2017 Pazartesi

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 

Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...