30 Nisan 2016 Cumartesi

HER BEŞ YETİŞKİNDEN BİRİ ERKEN ÖLÜYOR

Türkiye’deki ölümlerin yüzde 86’sı çoğunlukla kalp damar hastalıkları, diyabet, kanserler, kronik solunum yolu hastalıkların oluşturduğu bulaşıcı olmayan hastalıklar kaynaklıdır. Bulaşıcı olmayan hastalıklar (BOH), başlıca kalp damar hastalıkları, kanserler, diyabet ve kronik solunum yolu hastalıklarıdır.  En endişelendirici unsur Türkiye’de Bulaşıcı Olmayan Hastalık kaynaklı erken ölüm, 70 yaş altı olasılığının yüzde 18 olmasıdır. Yani yaklaşık her beş yetişkinden biri erken ölüyor. 

Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların (BoH )Önlenmesi ve Kontrolü Birleşmiş Milletler Ortak Görev Gücü Türkiye’yi ziyaret ederek 20-22 Nisan 2016 tarihleri arasında çeşitli temaslarda bulundu. İlgili kurumların üst düzey yetkilileriyle görüşmeler ve toplantılar gerçekleştirildi. 

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu; “Türkiye’de bulaşıcı olmayan hastalıkların tüm hükümet ve tüm toplum yaklaşımıyla ele alınmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Ortak Görev Gücünü Türkiye’ye davet ettim. Bulaşıcı olmayan hastalıkların salgın boyutuna ulaşması en önemli sosyal ve ekonomik sorunlarımızdan biridir. İnsanların bu kadar genç yaşta bulaşıcı olmayan hastalıklara yakalanmasının maliyeti kaldırılamayacak düzeyde oldukça yüksektir” dedi.

Erken Ölümlerin Yüzde 80’i Önlenebilir
Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilcisi Dr Pavel Ursu, şunları söyledi:  “Bulaşıcı olmayan hastalıkların ulusal kalkınma gündeminde öne alınmasını ve bulaşıcı olmayan hastalıklara neden olan temel unsurların diğer bakanlıklarla işbirliği içerisinde ele alınmasını desteklemeye hazırız. Sigara kullanımı gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların temel nedenlerine baktığımızda, Türkiye’de yaklaşık her üç erkekten birinin sigara içtiğini ve tuz kullanım oranının Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği oranın üç katı olduğunu görüyoruz. Türkiye’de her iki ölümden biri kalp damar hastalıkları kaynaklıdır ve bu erken ölümlerin yüzde 80’i önlenebilir niteliktedir.” 

Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilcisi Kamal Malhotra; “Sürdürülebilir kalkınma ve tam sosyoekonomik potansiyele ulaşmak adına bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele büyük önem arz etmektedir. Türk Hükümetinin bulaşıcı olmayan hastalıklara çok sektörlü müdahalelerinin Türkiye’deki BM Ülke ekibi tarafından destekleneceği taahhüdünde bulunuyorum” diye konuştu. 

Ortak Görev Gücü kapsamında Birleşmiş Milletler Türkiye ekibinin Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin çalışmalarına verdiği desteği arttırma ve uygulamanın her aşamasında politika uzmanlığı sunma taahhüdünün yanı sıra Türkiye’de bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadelenin teşvik edilmesine yönelik bir dizi tavsiye sunulacaktır. Hükümetin sivil toplum da dâhil olmak üzere toplumun tüm sektörleriyle birlikte çalışması kritik önem arz etmektedir.

Ziyaret kapsamında kalp damar hastalıkları ve diyabetin tespiti ve yönetimi başta olmak üzere bulaşıcı olmayan hastalıkların birinci basamak sağlık hizmetlerinde ele alınmasına yönelik önemli ilerlemeler kaydedildiği öğrenilmiştir. Görev Gücü Türkiye’nin birinci basamak sağlık hizmetlerinde çalışan personel sayısını arttırmaya yönelik çalışmalarını takdir etmektedir. 

Toplantıdan bazı önemli notlar şöyle:
DSÖ’nün 2014 yılında yayınlanan bir yayınına göre, 30—70 yaş arası bulaşıcı olmayan hastalık kaynaklı ölüm olasılığı %18’dir. Tüm ölümlerin %78’i kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıkları kaynaklıdır. Tüm ölümlerin yaklaşık %22’si kanserler kaynaklıdır.
DSÖ tahminlerine göre erkeklerin %42’si sigara kullanmaktadır. Her beş yetişkinden biri obezdir ve yetişkinlerin %25’ten çok azında hipertansiyon vardır. Ancak kişi başına düşen toplam alkol tüketimi yılda iki litre saf alkol oranıyla bölgedeki en düşük oranı yansıtmaktadır.
Görev Gücü, tütün ürünlerindeki vergilerin arttırılabileceğini belirtmiştir. Buna ek olarak, Türkiye’nin tütün ürünlerinde düz paket uygulamasına geçmesi, kamu alanlarında tütün ürünlerinin tamamen yasaklanması ve tütün ürünlerinin zararları konusunda farkındalığın arttırılması yönündeki çalışmaları teşvik edilmektedir.
Toplantı sırasında da dile getirdiğim bazı hususlardan da söz edeceğim. İşte konuştuğum bazı başlıklar:
Sağlık okuryazarlığı bilinci oluşturulmalı. Bu konuda kampanyalar yapılmalı. İnsanların doğru bilgiye ulaşmasının yolu açılırken, bu konuda bilinçlendirilmek çok önem taşıyor. 
Sağlık haberciliğinde uzmanlaşmaya gidilmeli. Bu alanda çalışan haberciler için belli aralıklarla uzmanlık eğitimleri ve çalıştaylar düzenlemek için imkanlar sunulmalı. 
Sağlık alanındaki sözde uzmanlardan korunmak için yöntemler geliştirilmeli. Hukuki yaptırımlar sağlık çalışanlarının dışında sağlıkla ilgili konuşan herkes için geçerli olmalı. Hukuki bir düzenleme yapılmalı. 
Bloggerlar, instagramerların ya da sosyal medyada takipçi sayısı çok olanların reklam amacıyla yaptığı paylaşımları ile ilgili bir düzenleme getirilmeli. 
Ünlü olan herkesin sağlık alanında eğitim vermek gibi bir moda rüzgarı oluştu. Buna karşı önlem alınmalı. Sağlık sertifikalarla anlatılmamalı.  
Sağlığın, reklam şeklindeki yansıması değiştirilmeli. Sağlık, etik, güvenilir ve objektif şekilde ele alınmalıdır. 
Sağlıklı yaşam için sağlıklı medya şart! Bunun için aslında hepimize iş düşüyor. Sağlıklı bir gelecek için bu kampanyalara destek olmalıyız.  

BİZE SUNULAN KADAR ALGILIYORUZ

Sağlık ve iletişim bir araya geldiğinde buraya eklenmesi gereken iki önemli nokta daha var; psikoloji ve nörobilim. Sağlık, bu üç paydaş ile yeni bir bakış açısı kazanıyor. Yıllardır üzerinde çalıştığım farklı tezlerim var ki, eğitimlerimde bunları anlattığımda genellikle şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Algılarınızın nasıl yönetildiğinin farkında olmadan, sizin görmeniz istendiği kadar olayları görürsünüz. Dikkatiniz bir yöne çekilir ve siz o konuyla ilgilenirken aslında gerçekler tahmin dahi edemeyeceğiniz şekilde olabilir.
Bunun da farklı psikolojik taktikleri vardır. Sizlere bunlardan söz edeceğim.

İlk Olarak Algı ve Odak Noktası 
David Copperfield ismini duymuşsunuzdur, kendisi Emmy Ödüllü ABD'li illüzyonist.  Copperfield insanların algılarıyla harika bir şekilde oynuyor. 

Yaptığı inanılmak Showlarla ilgili olarak David Copperfield, şunları söylüyor: “Seyirciler, algılarını bana teslim ederler ve benim algılarını büküp ilginç şekillere sokacağımı, inançsızlıklarını askıya alacağımı ve 90 dakika boyunca kendilerine mucizevi görünen bir şeyler sunacağımı bilirler. İzleyicinin zihninde duyguları harekete geçirmek ve hayret uyandırmak için hikaye anlatma sanatını, müziği ve psikolojiyi kullanan illüzyonlar yaratırım. 

Sahne bizim laboratuvarımızdır; deneme yanılmayla beynin işleyişi hakkında birçok şey öğrendik. Biraz beceri ve yanlış yönlendirme sayesinde seyircinin dikkatini doğru yere doğru anda odaklayabileceğimizi ve bir sihir illüzyonu yaratabileceğimizi anladık.”
Aslında hayatta mucizeler olmaz, ancak insanlar mucizelere inanmak isterler. Bu istekleri doğrultusunda da istenen doğrultuda algılarının yönetilmesine izin verirler. Bu işler keskin zekanın yanı sıra, psikoloji ve tabii ki nörobilimin detaylarını bilmenin çok büyük katkısı var. Nereye odaklandığınıza dikkat edin.  Çünkü, bu yöntemi sadece ilizyonistiler değil pazarlama sektörü ve haberciler de kullanırlar. 

Algı ve Biçilen Roller 
İnsanların bizlere biçtikleri rollerle hayatımızı şekillendirdiğimizi söylesem sanırım buna itiraz edersiniz. Aslında durum aynen böyle. 

Stanford Hapishane Deneyi’ni duydunuz mu?

Sosyal psikolog Philip Zimbardo 1971 yılında, insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenlemeye kararı verdi. Stanford Üniversitesi'nin Psikoloji Departmanı'nın bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkumlar olarak davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deneyi için 24 kişiden oluşan bir grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde kullandı. 

Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını, onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün başına 85 dolar alacakları bildirildi. 

Mahkumlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yükledi. Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini geçirebilmek için olabildiğince sert davranmalarını; ancak şiddete kesinlikle başvurmamalarını tembihledi. 

Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi giydirildi, ellerine tahta sopalar verildi ve tamamen gerçek bir hapishane ortamı oluşturuldu. Göz temasına engel olması amacıyla aynalı gözlükler verildi. Mahkumlara ise, tıpkı gerçekte olduğu gibi, oldukça rahatsız edici bir mahkum kıyafeti giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu. 

Mahkum konumunda olacakları kendi evleri önünde ansızın, beklenmedik bir zamanda tutuklayarak deneye dahil etti. Tutuklamaları Palo Alto polisi, Zimbardo ile anlaşmalı olarak yaptı ve mahkumları silahlı soygun suçuyla suçladı. Mahkumlar, tüm gerçek tutuklanma prosedürlerinden geçirildi, parmak izleri alındı ve profil fotoğrafları çekildi. Polis karakolundan sonra, sahte hapishaneye gerçek bir mahkum taşıma aracıyla transfer edildiler.

Deney bu şekilde başladı ve göreceli olarak sorunsuz bir ilk günden sonra, daha ikinci günden ortalık karışmaya başladı. İkinci gün, birinci hücre'de kalan mahkumlar kapılarını yataklarla bloke ederek, kıyafetlerini çıkardılar ve gardiyanları dinlemeyeceklerini söyleyerek emirleri reddettiler. Olaylar bu şekilde başladı ve sonuçlar oldukça rahatsız edici düzeydeydi. 


Sıradan ve normal sayılacak üniversite öğrencileri sadece birkaç gün içerisinde vahşi düzeyde sadist gardiyanlar ve gitgide korkaklaşan mahkumlara dönüştüler. Her geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri geliştirmeye başladılar. Örneğin isyanlara katılmayanları aldıkları özel bir hücre yarattılar ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Benzer şekilde, mahkumların yatak çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal yataklarda uyumaya zorladılar. Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara önce gizli, sonrasında ise açık şiddet uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası uygulanmaya başlandı. Sadece 36 saat içerisinde, 8612 numaralı "mahkum", Zimbardo'nun tanımıyla "çılgın" tavırlar sergilemeye başladı. Onun gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu kabullenen Zimbardo, sonunda onu salma kararı verdi. 

Zimbardo'nun 6 günlük kısa deney süresi içinde istemdışı olarak bir araştırmacıdan ziyade hapishane müdürü gibi düşündüğünü ve davrandığını, o zaman asistanı, şu an karısı olan kişi tarafından uyarıldıktan sonra fark etti. Deneyin ilk günlerinden itibaren gardiyan konumundaki öğrenciler, sözlerini mahkumlara dinletebilmek için giderek şiddetli hale gelen yöntemler uygulamışlardır. Başlangıçta birkaç hafta süreceği bildirilen deney, işler iyice çığırından çıkmak üzere olduğundan bir haftayı doldurmadan sona erdirilince mahkum rolündeki denekler alacakları ekstra maaştan oldukları halde mutluyken, gardiyanların çoğunun deneyin erken bitmesinden dolayı rahatsız olmaları bu deneyin şaşırtan sonuçlarındandır.

Bu deney, toplumun onlara biçtikleri rolleri farkında olmadan nasıl sahiplendiğini ve o rolün etkisinden çıkamadan, kontrolsüz bir şekilde yerine getirdiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. 
Deneyle ilgili birçok tartışma ve karşıt bilimsel makale yayınlanmıştır. Ancak yine de, Stanford Hapishane Deneyi, psikolojik deneylerin en meşhurlarından biridir. Bu deney hem film olmuştur hem de belgeseli çekilmiştir. 

Kısaca, bize biçilen rollere göre davranmıyoruz desek de, aslında bu deneyin de gösterdiği gibi durum çok farklı. Onun için algılarımızı yönetmesini bilirsek, kendi istediğimiz hayatı yaşamış oluruz. 

Algı ve Eğlenceli Uğraşlar 
Bir yerlere giderken, yürüyen merdivenleri mi yoksa normal merdivenleri mi seçersiniz? Genellikle yürüyen merdivenler tercih ediliyor. Bunu değiştirmek için bir  tabela yerleştiriliyor. Bu tabelanın yürüyen merdiven tarafına obez figürü yerleştirilirken, diğer tarafa fit bir insan figürü bulunuyor. Bu tabela bazı insanları etkilemesine karşın istenen başarı elde edilmiyor. 

İşi eğlenceli ve renkli bir hale getiriyorlar. Normal merdiven basamakları hem renklendiriliyor hem de basamaklara çıktıkça müzik yapıyorlar. Davranış değişikliği konusunda çok güzel sonuç veren bu çalışma ile insanlar eğlenmek için daha çok enerji harcamayı göze alıyorlar. Ayrıca sosyalleşiyorlar. 

İnsanların algılarını nasıl kontrol edeceğinizi bilirseniz, sizin algılarınızla da nasıl oynandığını anlarsınız. Önemli olan bir başkasının açtığı yoldan gitmek değildir, kendi yolumuzu açmak en doğrusudur. Başkasının açtığı yoldan gidersek sadece başkalarının izini süreriz. Kendi yolumuzu açarsak kendi istediğimiz hayatı yaşarız. Böylece algımız da iletişimimiz de hayatımız da kendi elimizde olur. 

27 Nisan 2016 Çarşamba

SAĞLIK ÜRÜNLERİNİ ALMADAN ÖNCE NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

Diş telleri, numaralı gözlükler, lensler, ateş ölçer ya da tansiyon aleti birer tıbbi cihaz. Tıbbi cihaz olduğunun farkında bile olmadığımız birçok ürünü her gün kullanıyoruz. Peki tıbbi cihaz alırken nelere dikkat etmeliyiz? Hastanelerde neye göre tıbbi cihaz ürünleri seçiliyor? 

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurum Başkan Yardımcısı Dr. Ali Sait Septioğlu ile tıbbi cihazlarla ilgili merak edilenleri konuştuk. 

Öncelikle Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu hakkında bilgi verir misiniz? 
2011 yılına kadar İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü olarak hizmet veren Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ülkemizde sağlık hizmetinin gelişmesine bağlı olarak büyüyen sağlık sektörüne daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla hizmet vermeye devam ediyor. 
Ülkemizde ilaç, tıbbi cihaz, kozmetik ürünler, geleneksel bitkisel tıbbi ürünler ve sağlık beyanıyla satışa sunulan ürünler ile ilgili tüm düzenlemeler ile bu ürünlerin güvenliliğine ve etkililiğine ilişkin denetlemeler yapılıyor.

Tıbbi cihaz denildiğinde ne anlamalıyız?
Tıbbi cihaz denilince akla ilk olarak elektrikle çalışan aletler gelse de tıbbi cihazlar oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir. Genel olarak bilinen tıbbi cihazlara MR, röntgen ve tomografi cihazları örnek verilebilirken toplum tarafından yaygın olarak kullanılan ancak çoğunluğun tıbbi cihaz olarak bilmediği ürünler de mevcuttur. Doğum kontrolü amacıyla kullanılan kontraseptif ürünler, hasta altı bezi, hasta yatağı, koltuk değneği veya tekerlekli sandalye örnek olarak verilebilir. Bu ürünlere ek olarak implantlar ve  protez, ortezler de tıbbi cihaz olan ürün grupları arasında yer alır. 

Bu açıdan değerlendirildiğinde tıbbi cihazları, üreticileri tarafından bir hastalığın veya anatomik bir eksikliğin tanısında ve tedavisinde veya doğum kontrolü amacıyla kullanılmak üzere üretilen ve bu etkilerini mekanik veya fiziksel yollarla gerçekleştiren ürünler olarak tanımlayabiliriz.

Hastanelerde ameliyatlarda ya da tedavi sürecinde kullanılan ürünler neye göre seçiliyor? Hastanelerde kullanılan ürünlerin kalitesi neye göre denetleniyor?
Devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri, askeri hastaneler gibi kamu kurumu niteliğindeki sağlık tesislerinde tanı ve tedavi kapsamında kullanılan tıbbi cihazların temini; “Tıbbi cihazlarla ilgili mal ve hizmet alımı işlemleri” genelgeye uygun olarak gerçekleştirmektedirler. 

Bu kapsamda öncelikle sağlık meslek mensubunun sunacağı hizmet doğrultusunda ihtiyaçlar ve istekler belirlenmekte ve buna uygun olarak uzman kişiler tarafından mevcut teknolojik gelişmeler ve piyasa şartları doğrultusunda teknik şartnameler hazırlanmaktadır. Burada önemli olan alımı yapılacak ürünlerin asgari güvenliliğinin ve etkililiğinin üretici tarafından ispat edilmiş olmasıdır. 

Tüm AB ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bir tıbbi cihazın tıbbi cihaz yönetmeliğinde ifade edilen şartlara uygun olarak üretildiğini gösteren belgeler o ürüne ait Uygunluk Beyanı ve EC sertifikasıdır. Bu kapsamda Uygunluk Beyanı ve EC sertifikası ile üretici ve ithalatçı bilgileri ayrıca, tıbbi cihaza ait kullanım kılavuzu ve etiket gibi bilgiler Kurumumuzca kurulan ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankası adı verilen bir sisteme her ürüne özel bir barkodla kayıt edilmektedir. 

Kullanılan bir tıbbi cihazda; herhangi olumsuz olay vuku bulduğunda veya cihazın kalitesi ile ilgili bir şüphe oluştuğunda; bu durumun, Kurumumuz Denetim Hizmetleri Başkan Yardımcılığına iletilmesi gerekmektedir. Cihaza ait bu olumsuz geri bildirimler kamu sağlığının korunması açısından çok önemli olup bu şikayetler doğrultusunda yapılan denetim ve değerlendirmeler sonrasında ürünlerin geri toplatılması da dahil olmak üzere üreticilere birçok müeyyide uygulanmaktadır.  Ayrıca bu kapsamda güvensiz olduğu tespit edilen tıbbi cihazların TİTUBB kayıt bildirimleri de iptal edilmektedir.

Tıbbi cihaz (tansiyon aleti, ateş ölçer) almadan önce nelere dikkat etmeliyiz? 
Tıbbi cihazların sağlığı doğrudan ilgilendiren ürünler olması nedeniyle bu ürünleri alırken bazı hususlara özellikle dikkat etmemiz ürünlere ilişkin istenmeyen olayların yaşanmaması açısından oldukça önemlidir.  

1. Ruhsatlandırılmış tıbbi cihaz satış merkezlerinden veya eczanelerden alınması mecburidir. Bunların dışındaki yerlerden tıbbi cihaz alınmamalıdır.  

2. Tıbbi cihazların üzerinde CE işareti bulunur. CE işareti bir tıbbi cihazın asgari güvenlik gereklerini karşıladığını gösteren işarettir.  Dolayısıyla tıbbi cihazların kutusunun veya etiketinin üzerinde tıbbi cihaza ait CE işareti yoksa tüketicilerimizin bu ürünleri almamaları gerekir. Hatta bu ürünlerin Kurumumuza bildirmesi kamu sağlığını korumada bizlere oldukça kolaylık sağlayan bir husustur. 

3. Dayanıklı olmayan ürün gruplarında ürünün imal tarihine ve son kullanım tarihine dikkat etmek gerekir. Raf ömrünü dolduran ürünler kesinlikle kullanılmamalıdır.

4. Ürün etiketinde bulunan sembollere dikkat etmek gerekir. Bu semboller ürünün niteliğini tanımlar. Örneğin steril bir ürün için ürün paketi açık veya yırtılmış ise, bu durum ürünün sterilitesini bozacağı için sakıncalı bir durumdur. Dolayısıyla bu durumdaki ürünler alınmamalıdır. Örneğin tek kullanımlık lensler.

5. Ürünün etiketinde ürünün saklama koşullarına ilişkin bir bilgi varsa saklama koşullarının buna uygun olup olmadığı kontrol edilmeli bu koşullara uygun saklanmayan ürünler alınmamalıdır.

6. Kişisel kullanıma yönelik üretilmiş tıbbi cihazların kullanımı kolay olmalıdır. Bu doğrultuda bu tip ürünlerin kullanım kılavuzu herkesin anlayacağı şekilde hazırlanmış olması gerektiğinden kullanım kılavuzunda ürünü ne şekilde kullanacağınızı anlamadığınız ürünleri tercih etmeyin.

7. Ruhsatlandırılmış tıbbi cihaz satış merkezlerinden veya eczanelerden alınması mecburidir. Bunların dışındaki yerlerden tıbbi cihaz alınmamalıdır.  

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurum Başkan Yardımcısı Dr.  Ali Sait Septioğlu kimdir?
1971 yılında Elazığ’da doğdu. 1995 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Van ve Konya’da 2005 yılına kadar hekimlik yaptı. 2005-2009 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitim Genel Müdürlüğü’nde görev yaptı. 2009-2012 yılları arasında İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştı. 2013 yılından beri Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nda, Tıbbi Cihaz ve Kozmetik Ürünler Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.
Evli ve 1 çocuk babasıdır.

KBB OLGULARI İLE HASTALIKLAR ANLATILDI


Örnekler ve görsellerle vakalar ele alınarak Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Klinik Şefi Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan'ın editörlüğünde, 43 doktor, 1 hemşire ve 1 odyoloğun katkısıyla hazırlanan "Olgularla Kulak Burun Boğaz Hastalıkları" kitabında, 81 hastalık başlığı altında, 88 olgu sunuldu.

Eğitimde örnekler ve görseller üzerinde olması daha kalıcı öğrenmeyi sağladığı bilinen bir gerçek. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Klinik Şefi Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan, bilginin daha kolay ve kalıcı olması ve dikkat çekici olması için olgular üzerinden hastalıkları anlattıklarını söyledi. Kayhan, “Özellikli olguların resimleri, tetkik resimleri, görüntüleme resimleri öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştıracaktır. Komplikasyonlar da detaylı anlatıldı. Ayrıca tanı ve tedavi yöntemleri en güncel bilgilerle anlatıldı” dedi.

Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan, "Olgularla Kulak Burun Boğaz Hastalıkları" kitabı ile ilgili soruları yanıtladı.

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Tıpta Türkçe yazılmış kitap sayısı son yıllarda artsa da genelde çeviri kitaplar çoğunlukta. Kulak burun Boğaz hastalıkları alanında yazılmış kitap ihtiyacı hep vardı. Bir ihtiyacı gidermek hep aklımdaydı. Kliniğimizde gördüğümüz ve tedavi ettiğimiz hastalarımızın özellikli olanları, uzmanlık eğitimi içinde, olgu sunumu şeklinde düzenli olarak asistan doktorlarımız tarafından hazırlanır ve tartışılır. Bu uzmanlık sonrası hekimlerinde bilgilerinin güncellenmesini sağlar. Böyle birikmiş geniş bir olgu serimiz vardı. Bu olgu serimizi bir kitapla değerlendirmek istedik.

Kitap kimlere hitap ediyor? 
Kitabın editörü olarak formatı belirlerken ihtiyaçları göz önünde tutmaya çalıştım. Hedef kitlemiz tıp fakültesi öğrencileri, aile hekimleri, KBB asistanları ve uzmanlarıdır. Özellikle tıp fakültesi öğrencilerine ve aile hekimlerine hitap eden KBB uzmanlarınca yazılmış kitap çok az. Aile hekimi arkadaşlarımızdan bu konuda çok talep alıyorduk. KBB da en sık görülen hastalıkları ele almaya çalıştık. 

Hekimlere nasıl bir fayda sağlayacak? 
Klasik kitaplarda bilgiler madde madde, literatür sonuçları eşliğinde sıralanır. Eğitimde örnekler ve görseller üzerinde olması daha kalıcı öğrenmeyi sağladığı bilinen bir gerçek. Biz bilginin daha kolay ve kalıcı olması ve dikkat çekici olmasını istedik. Olgulardan hastalıklara gitmek daha hatırda kalıcı oluyor. Özellikli olguların resimleri, tetkik resimleri, görüntüleme resimleri öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştıracaktır. Komplikasyonlar da detaylı anlatıldı. Ayrıca tanı ve tedavi yöntemleri en güncel bilgilerle anlatıldı.

Kitapta yer alan vakaları seçerken nelere dikkat ettiniz? 
Sık görülen özellikli, dramatik, hatta komplike olmuş olgular tüm semptomları ve bulguları içeren olgular seçildi. Bazı hastalıklarda birden fazla olgu sunularak tüm belirtilerin gösterilmesi sağlandı.

Kaç olguya yer verildi? 
81 hastalık başlığı altında, 88 olgu sunuldu.



KBB alanında yapılan hataların düşürülmesi konusunda faydalı olacak mı? 
Mutlaka yararlı olacaktır. Kitap KBB hastalıklarında tanı, komplikasyonlardan kaçınma ve komplikasyonların yönetilmesi, tıbbi tedavi ve cerrahi tedaviye yönlendirilmesi konularında en güncel bilgileri içeriyor. Fakat detaylı cerrahi teknik anlatımına girmedik. O nedenle pratisyen hekim ve tıp öğrencileri için de oldukça okunası oldu.

Kaç hekim ve sağlık profesyonelinin desteği ile hazırlandı? 
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim araştırma Hastanesinde yetişmiş, çalışmış ve çalışmakta olan 43 meslektaşımızın bir hemşire birde odyolog arkadaşımızın katkısıyla hazırlandı.

KBB hastalıkları ile karıştırılan hastalıklar var mı? 
Tabii hastalıkların ayırıcı tanısı tıp biliminin en önemli uğraşısı. Hekimlerinde tabii ki.
Bu kitapta da ayırıcı tanıya çok önem verdik. Her hastalığın ayırıcı tanısı ayrı bir başlık altında verildi. Örneğin sinüzit ile gözyaşı kanalı ve kesesinin iltihabı karışabilir. İltihabi bir yara, kanser ile karışabilir şeklinde yer verdik.

Kitabın başka özellikleri nelerdir?
Kliniğimiz çok yoğun bir klinik. Her zaman çok klasik hastalıkların çok klasik tedavileri yapılırken çok az görülen hastalıklar, çok yeni tekniklerle tedavi edilebiliyor. Kitabımızda kliniğimizi yansıtıyor. Çok klasik tedavilerin yanında Robotik cerrahi gibi çok yeni, dünyada ilk kez yapılan teknik ve ameliyatlarda anlatılıyor. Ülkemizdeki KBB’de robotik cerrahide en geniş deneyime sahip ülkedeki nadir ülkemizde tek kliniğiz. Bu deneyimlerimizi de paylaştık.

Kitabımızda birde unutmayacağımız bir arkadaşımız var. Kitap yazarlarından asistan doktorlarımda Dr. Melikşah Balta. Kitapta 8 bölümde yazarlık yapmıştı.  Geçtiğimiz Temmuzda onu uzman yapıp Doğu Beyazıt’a mecburi hizmete göndermiştik. Kendisini kitabımız basıldıktan sonra 6 Kasım 2014 gecesi elim bir trafik kazasında kaybettik. Çok üzüldük.  Ondan geriye kitaptaki yazıları, eserleri ve güzel anılarımız kaldı. Allah’tan rahmet diliyorum.

22 Nisan 2016 Cuma

TEDx SAĞLIK BİLİNCİNİ ARTIRDI

TED, Technology, Entertainment ve Design sözcüklerinin baş harflerinden oluşan ve kâr amacı gütmeyen bir organizasyon. Organizasyon, alanında uzman insanların mesajını milyonlara ulaştıran etkileyici, düşündürücü bir o kadar da eğlenceli bir etkinlik. Bu yıl yapılacak TEDx Bahçeşehir organizasyonun içeriği ise “Değişim”.

Fikriyle değişim yaratan ve değer katan isimleri konuşmacı olarak konuk eden TEDx, konuşmacı seçiminde, paylaşmaktan zevk alan, kişiliği, fikirleri ve duruşuyla farklılık yaratan, hayatı dolu dolu yaşayan konuşmacıları dinleyicilerle buluşturmayı hedefliyor. TEDx Bahçeşehir organizasyonunun ekip başkanı Batuhan Çevik, isimlerin titiz bir çalışma ile tüm ekip tarafından karar verildikten sonra seçildiğini söyledi.  Bu sene konuşan  isimler şöyle; Barış Özcan, Cem Seymen, Esra Öz, Cihan Nalbant, Enes Kutluca, Ercan Altuğ Yılmaz, Yaman Ömer Erzurumlu, Alper Almelek, Kadir Memiş, Selin Ünal, Berke Sarpaş.


TEDx Bahçeşehir’de Sağlık Okuryazarlığı Anlatıldı
Sağlık Habercisi Esra Öz, sağlık okuryazarlığı ile ilgili konuşmasında haberleri bir dedektif gibi mercek altına alarak incelemenin yol haritasını anlattı. Haber başlıklarında özellikle algı yönetiminde doğal, bitkisel ve güvenilir kelimelerinin algı yönetiminde kullanıldığına dikkat çekti. Duygularımızı kontrol altına almamızın çok önemli olduğunu vurgulayan Öz, hikayeleştirilen haberlerin daha dikkatli şekilde okunması gerektiğini dile getirdi. Haberde yer alan uzmanların önemini vurgulayan Öz, “Sağlık ile ilgili bir konu olduğunda herkes kendini rahatlıkla uzman sayabiliyor. Bu nedenle yapılan bir açıklama varsa hemen o kişinin eğitimine bakın! Edebiyat öğretmeni, fizik dersi hakkında televizyonda açıklama yapamayacağı gibi, bir genel cerrahi uzmanı da kalp sağlığını anlatmamalı. Kalp sağlığı ve hastalıkları ile ilgili kardiyologlar konuşmalıdır. Bu nedenle açıklamalarda bulunan kişinin hemen eğitimine bakmalıyız. Konuştuğu konu hakkında bilim çalışma yapması da önemli noktalardan biridir. Çünkü, televizyonda ya da gazetede çıktı diye o kişinin konuştuğu alanla ilgili uzman olduğunu kanıtlamaz” dedi. 


Haberlerde kaynakların çok önemli olduğunun altını çizen Öz, çeviri haberlerden örnekler vererek okudukları her habere inanamamaları gerektiğini belirtti. Sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için gazetecilerin tanınması gerektiğine dikkat çeken Öz, “Gazetecileri tanımalısınız. Hangi gazeteci nasıl haber yapar bilmelisiniz. O zaman haberlere bakış açınız da gelişecektir” diye konuştu. 
“Hastalık yoktur hasta vardır” diyen Öz, tedavinin kişiye özel olduğunu, genel geçer reçetelerden uzak durulması gerektiğini kaydetti. 

İnsanların bilinçli olup, okuduklarına gördüklerine geri bildirimde bulunmasının önemine dikkat çeken Öz, şunları söyledi: “Sağlık hayatımızın en değerli varlığıdır. Doğru, güvenilir ve objektif haber almak için bu adımları izlemeliyiz. Sağlıklı bir gelecek için sağlıklı haberler yapılması dileğiyle.”


TEDx ekibinden Mert Torun şunları söyledi: “Sağlık alanındaki bilgi kirliliği hepimizin kafasını bulandırıyor. TV'de gördüğümüz bir uzman tuzun açabileceği sorunlardan bir hayli endişeyle bahsederken bir diğeri tuzu övmekle doyamıyor. Ne diyetine uysak hangi doktora güvensek toplum olarak şaşırdık. Bu bilgi kirliliğiyle baş etmenin en iyi yolu gündelik hayatta karşılaştığımız bu bilgileri eleştirel bir şekilde bakmak ve kendi kanımıza kendimiz varmak. İşte sağlık okuryazarlığının yaptığı da bu. İnsanları gördükleri sağlık haberlerini sorgulamayı öğreterek kendilerini ve sevdiklerini yanlış bilgilerden doğacak vahim olaylardan korumasını sağlar.”





http://www.ntv.com.tr/saglik/tedxde-saglik-okuryazarligi-tartisildi,6RphsnpIkEu9CumZTRzoqQ 

http://www.milliyet.com.tr/degisim-gercekten-oldu-mu--pembenar-yazardetay-yasam-2221234/


20 Nisan 2016 Çarşamba

SAĞLIK İLETİŞİMİ AÇISINDAN “BLOGGER ANNE”LERİN KİŞİSEL BLOGLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME

Esra ÖZ
Milliyet Gazetesi Pembe Nar Sağlık Köşe Yazarı
 Dünya Sağlık Ajansı Yayın Yönetmeni, Ankara
Araş. Gör. Eda TURANCI
Gazi Üniversitesi, Ankara
 İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü
edaturanci@hotmail.com
Esra ÖZ, Lisansını Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji bölümünde tamamlayan yazar, 2014 yılında Anadolu Üniversitesi Radyo-TV Programcılığı bölümünü tamamlamıştır. Yazar halen Milliyet Gazetesi Pembe Nar Sağlık Köşe Yazarı, Dünya Sağlık Ajansı Yayın Yönetmeni, Sağlık ve İnsan Dergisi Yayın Editörü ve Avrupa Birliği projesi olan Rekabetçi Sektörler Projesi’nde Medya İletişim Koordinatörü olarak çalışmaktadır. “Sağlık Haberlerine Farklı Bakış” ve “Kokuyla Keşfet” isimli iki kitabı bulunan yazarın, sağlık haberciliği ile ilgili farklı projeleri devam etmektedir.
Eda TURANCI, Lisansını Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünde tamamlayan yazar, 2010 yılında Galatasaray Üniversitesi Stratejik İletişim Yönetimi bölümünde de yüksek lisansını tamamlamıştır. Yazar halen Gazi Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde doktora çalışmasına devam etmektedir. Gazi Üniversitesi İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi’nde editör yardımcılığı görevini de yürüten yazarın, sağlık, risk ile sağlık iletişimi ve risk iletişimi alanlarında çalışmaları devam etmektedir.
Özet
Günümüzde sosyal medya araçlarının gelişmesi ve yaygınlaşması, her alanda olduğu gibi sağlık iletişimi alanında da yeni iletişim ortamlarını tartışmaya açmıştır. Geleneksel medyanın pasif ve gözlemci yapısının aksine, okuyucuya aktif ve katılımcı olma şansı veren sosyal medya ağları, zamana ve mekâna bağlı olmaksızın, çevrimiçi birlikteliklere imkân veren bir yapıya sahiptir. Bu ağlar arasında, en çok dikkat çekenlerin başında “blog” (sanal ortam günlüğü) adı verilen ağlar gelmektedir. Blog, kullanıcısının özel içerikler oluşturmasına ve bağımsız enformasyon üretim-paylaşım sürecine imkân veren, kolay güncellenebilen web siteleri olarak tanımlanmaktadır. Sağlık alanında bloglar incelendiğinde, doktorlardan sağlık personeline, akademisyenlerden sağlık muhabirlerine ve kişisel sağlık/hastalık deneyimlerini ve önerilerini paylaşmak isteyen bireylere kadar pek çok kişinin blog tuttuğu görülmektedir. Ancak bu alanda bilginin doğruluğuna, kaynağına veya sunumuna ilişkin bir denetim mekanizmasının olmaması ile sağlık bilgisinin herkes tarafından oluşturulamayacak, bilimsel verilere dayanan bir alan olması, farklı bir tartışmayı da gerektirmektedir. Bloglar özel olarak incelendiğinde, son yıllarda “anne blogger”ların sayılarının giderek arttığı dikkat çekmektedir. “Anne blogger” kavramı, annelik deneyimlerini, çocuk yetiştirme pratiklerini, çocukları ile kurdukları ilişki biçimlerini kamusal alana taşıyan ve blogları üzerinden okuyucularıyla paylaşan annelere işaret etmektedir. Buna göre bloglarda, çocuk bakımı, çocuk sağlığı ve çocuk gelişimi gibi, sağlığı ilgilendiren içeriklerin yer aldığı varsayılmaktadır. Bu varsayımdan hareketle çalışma, anne bloglarının, sağlık iletişimi çerçevesinde incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaçla çok takip edilen “anne blogger”lardan üçü seçilerek, 2015 yılında yayınlanmış çocuk ve sağlık ile ilgili içerikler, çalışmanın temel soruları çerçevesinde değerlendirilmiş ve “içeriklerde kaynak kullanımı, ürün/marka adının yer alıp/almaması, yorum sayıları ve yönlendirici link içerip/içermemeleri” yönünde analizler yapılmıştır. Araştırma, incelenen örneklemin dar olması nedeniyle bir ön çalışma niteliğindedir. Ancak literatürde henüz yeterince çalışılmamış bir konuyu gündeme taşıması, bundan sonra yapılacak çalışmalara yol gösterici olması ve konu üzerinde bir sorunsal yaratması açısından önemli görülmektedir.  
Anahtar Kelimeler:  “blog, blogger, kişisel blog, anne blogger, sağlık iletişimi”
SAĞLIK İLETİŞİMİ AÇISINDAN “BLOGGER ANNE”LERİN KİŞİSEL BLOGLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME
GİRİŞ
İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişimler ve dönüşümler ile internet ve mobil tabanlı uygulamaların yaygınlık kazanması, sosyal medya araçlarını günümüzün vazgeçilmez unsurları haline getirmektedir. Geleneksel medya araçlarının okuyucu sınırlayan, pasif ve gözlemci yapısının aksine, bireylere aktif katılımlı bir alan sunan sosyal medya araçları, karşılıklı ve çok yönlü iletişim ile etkileşime, kullanıcıya özel içerik oluşturmaya, bağımsız enformasyon üretim ve dağıtım sürecine, zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın çevrimiçi birlikteliklere imkân veren bir yapıya sahiptirler. Aynı zamanda sosyal medya araçları, kamuoyunda güçlü etkileri olan ve enformasyonun çok hızlı bir biçimde yayılımını sağlayan araçlar olarak da değerlendirilmektedirler. Günümüzde sosyal medya araçlarının özellikle belirli yaş grupları için öncelikli bilgi kaynağı olması, genel kabul olarak görülmektedir. Sosyal medyanın kamuoyu üzerindeki etkileri ile geniş kitlelere erişim olanakları, pek çok alan açısından bu araçları önemli iletişim mecraları haline getirmektedir.
Sosyal medya araçları incelendiğinde, en çok dikkat çekenlerin başında “blog” adı verilen ve “sanal ortam günlüğü” olarak da adlandırılabilen ağlar gelmektedir. Basit bir açıklama ile bloglar, kolaylıkla güncellenebilen, içeriğin bağımsız olarak oluşturulup yayılmasına imkân veren ve tarihsel olarak son girilen içeriğin en üstte yer aldığı tersten kronolojik bir sisteme sahip web siteleri olarak tanımlanmaktadır. Bu açıdan içeriğini ve konularını kullanıcının kendisinin belirlediği ve daha çok özel ilgi alanlarına yönelik olarak oluşturulan bloglar, pek çok farklı alanda yaygın biçimde kullanılmaktadır. Sağlık ise hem geleneksel medyada hem de sosyal medya da ilgi çeken, gündeme gelen ve tartışılan konuların başında gelmektedir.
Sağlık söz konusu olduğunda, sosyal medyada ve özellikle de bloglarda, sunulan bilginin niteliği ve kamusal etkileri ise ayrı bir tartışma konusudur. Buna göre sağlık bilgisi gündelik bilgiden farklı, bireylerin yaşamları ve özellikle sağlıkları üzerinde olumlu/olumsuz etkileri olabilen, bilimsel ve doğru verilere dayandırılması gereken ve başta sağlık okuryazarlığı olmak üzere belirli okuryazarlık düzeyini gerektiren bir alandır. Medyadan edinilen bilgilerin yanlış yorumlanması ya da bireyin kendisine uygun olmayan bir öneriyi uygulaması, istenmeyen sonuçlara neden olabilmektedir. İçeriğini kullanıcının oluşturduğu bloglarda ise, sağlık bilgilerine sıklıkla yer verildiği görülmektedir. Doktorlardan sağlık personeline, sağlığa ilişkin çalışan akademisyenlerden, sağlık muhabirlerine ve kişisel sağlık/hastalık deneyimlerini ve önerilerini paylaşmak isteyen bireylere kadar pek çok kişinin kişisel blogları olduğu bilinmektedir. Ancak bloglarda yer alan bilgilere ilişkin herhangi bir denetimin olmaması, sağlık gibi ciddi bir konu açısından tartışmalıdır. Son yıllarda bloglar açısından dikkat çeken bir konu ise “anne blogger”ların sayılarının her geçen gün artmasıdır. Anne bloggerlar öncelikle kendilerini “anne” olmaları üzerinden tanımlayan ve annelik deneyimlerini, çocuk yetiştirme pratiklerini ve çocukları ile kurdukları ilişkileri bloglarına taşıyan bloggerlar olarak görülmektedir. Buna göre bloglarda çocuk bakımı, çocuk gelişimi ve çocuk sağlığı ile çocuk ve sağlık ilişkisine ilişkin içeriklerin yer aldığı düşünülmekle birlikte bu çalışma, sağlık iletişimi açısından bu içeriklerin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmada, bloglarda yer alan 2015 yılında yayınlanmış çocuk ve sağlık ile ilgili içerikler, çalışmanın temel soruları çerçevesinde değerlendirilecek ve “içeriklerde kaynak kullanımı, ürün/marka adının yer alıp/almaması, yorum sayıları ve yönlendirici link içerip/içermemeleri” yönünden analizler yapılacaktır.
Blog Kavramı Üzerine
İnternet ağlarının gelişmesi ve yeni iletişim teknolojilerinin bireylerin yaşamlarında önemli yer kaplamaları süreci, kişilerin kendilerini ifade etme alanlarının da genişlemesine neden olmaktadır. Farklı mecralarda kendini ifade etme ihtiyacı, sosyal medyanın doğası gereği aktif ve katılımcı yapısına dayanan ve bireyin içerik üretip paylaşabileceği platformlarda ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan bloglar, yazarların kendilerini ifade etme, seslerini duyurabilme ve paylaşımda bulunabilme ihtiyaçlarını karşılayan, bağımsız ve kullanıcının kendisi tarafından yönetilen web siteleri olarak, günümüz sosyal medya dünyasında önemli bir yer işgal etmektedirler.
Blogları çok basit olarak, “tarihli gönderilerden oluşan web siteleri” (Çevikel, 2010: 80) olarak tanımlanmak mümkündür. “Blog” kavramının ilk defa John Barger tarafından, 1997 yılında kullanıldığı belirtilmektedir. Kavram, “web” ve “log” kelimelerinden, yani web üzerinden tutulan günlük anlamına gelecek şekilde “weblog” kelimesinden kısaltılarak günümüzde kullanılmaya başlanmıştır (Blood, 2002: 3; Boyd, 2006: 3; Çevikel, 2010: 81). Buna göre blog, en son tarihli kayıtların ilk görülecek biçimde görüntülendiği, tersten kronolojik olarak sıralanmış gönderilerden oluşan, sık güncellenen web sitesi (Walker, 2003) olarak da tanımlamaktadır. Bloglar aynı zamanda, içerikle ilişkili bağlantılar içeren, konularını yazarın günlük hayatının oluşturduğu, kısa günlüklere de benzetilmektedir (Blood, 2002: 6). Buna göre bloglar “sanal ortam günlüğü” (Aydede, 2006) ya da “web günlükleri” olarak da adlandırılmaktadır. Bu açıdan tipik olarak web günlükleri, bireyler tarafından yayınlanan, kişisel ve gayri resmi (Walker, 2003) siteler olarak değerlendirilmektedir.
Blogların temel özelliklerine bakıldığında ise, Çevikel bu özellikleri; “sayfalardan değil gönderilerden oluşmaktadırlar, kullanımı çok basit ve pratiktir, gönderiler ters kronolojik olarak sıralanmaktadır, sık güncellenebilmektedir, bireyler tarafından yaratılmaktadır; kişiseldir, okuyucusunu içerik üretimine dâhil etmektedir; etkileşimlidir, dış bağlantılar merkezi önemdedir” (2010: 83-87) diyerek özetlemektedir. Ancak genel olarak belirtilen özelliklere sahip blogları, özel olarak sınıflandırmak da mümkündür. Buna göre her blog amacı ve içeriği doğrultusunda belirli kategoriler altında sınıflandırılabilmektedir. Bacon blogları, “kişisel bloglar, temasal bloglar, yayıncıların sponsor olduğu bloglar ve kurumsal bloglar” (Bacon, 2005’den akt. Alikılıç, 2011: 25; Alikılıç ve Onat, 2007: 906-907) olarak sınıflandırırken, Yüksel daha çok konulara ilişkin bir sınıflandırma önererek, “kişisel, topluluk, şirket, politik-seçim, haber-gündem, yemek, edebiyat, tasarım, fotoğraf, video, moda, taraftar blogları ile özel bloglar” (2014: 37-46) olarak sınıflandırmaktadır.
Bloglar, bireylerin kendilerini ifade alanları olmalarının yanı sıra, Köse’nin de belirttiği gibi “oldukça geniş alanlarda yankılanan çok sayıda güncel gelişme ve olayın yorumlanarak belgelenmesi işini” de üstlenmektedirler (2008: 87). Bu açıdan bloglar aynı zamanda haber kaynağı gibi de değerlendirilebilmektedir. İçeriğini kullanıcının seçtiği haberler, okuyucuların da yorumuna açık bir biçimde aktarılmakta ve kamuoyuna yayılmaktadır.
Sağlık İletişimi Açısından Bloglar
Sağlık, doğrudan ya da dolaylı olarak herkesi ilgilendiren ve kamuoyunda ilgi çeken bir alan olduğundan, hem geleneksel medyada hem de sosyal medyada yoğun bir biçimde ele alınan konular arasındadır. Buna göre, herkesin kendi hayatına, sağlığına, hastalığına veya bir yakınının yaşadıklarına dair söyleyecek sözü bulunmakla beraber sağlığın, bireylerin üzerinde en çok fikir alışverişi yapma ihtiyacı duydukları konuların başında geldiği varsayılmaktadır. Buradan hareketle Sezgin, son yıllarda medyada hastalık ve sağlık konularına daha fazla yer verildiğini belirtmekte ve haber bültenlerinde, televizyonda, gazetelerde sağlık programlarının ve sağlık haberlerinin arttığını, sağlık dergilerinin yaygınlaştığını ve internette bile sağlık temalı sayfalarda bir artış gözlemlendiğini (2012: 61) ifade etmektedir.
İnternet ve sosyal medya söz konusu olduğunda, daha önce de belirtildiği gibi içerik oluşturma sürecindeki denetimsizlik nedeniyle, farklı tartışmalar gündeme gelebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında internet ile bağlantılı olarak yeni iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin, sağlık iletişimi açısından da birçok önemli sonuçları olmuştur (Rains ve Keating, 2011: 511) demek mümkündür. Bu sonuçlardan biri, sosyal medyada var olan bilgi kirliliğine ilişkindir. Özellikle bloglar, bağımsız alanlar olmalarından ötürü, yayılan bilginin içeriği açısından incelenmelidir.
Yılmaz blogların, bireysel olarak internetin sağlık iletişiminde kullanılmasına örnek olarak verilebileceğini söylemekte ve hekimlerin ya da sağlık sorunu yaşamış olan hastaların, bloglar aracılığıyla edindikleri enformasyonları diğer kişilerle paylaşma çabasına girdiklerini (2013: 103) açıklamaktadır. Bu durum çok fazla bilginin internette dolaşmasına neden olabilmektedir. Bilgi kirliliği, var olan çok sayıda haber arasında doğru ya da yanlış bilginin nasıl ayırt edileceğine, güvenilir doğru bilgiye nasıl erişileceğine ve dayanağı olmayan bilgilere ilişkin bir tartışma olmakla beraber, çok sayıda haber arasından doğruya erişebilme arayışı, farklı sorunları beraberinde getirmektedir. Doğrudan insan hayatına etki edebilecek sağlık gibi bir bilgi türü söz konusu olduğunda, bilginin niteliği özellikle dikkat edilmesi gereken bir husus olarak görülmektedir. Rains ve Keating blogların, bireylerin endişelerini, anlayışlarını ve yaşadıkları deneyimleri ile sağlıklarına ilişkin başa çıktıkları durumları tartışabilecekleri bir sosyal aktivite alanı olarak (2011: 512) değerlendirildiğini söylemektedirler. Bu açıdan bloglar, çok sayıda bilginin dolaşıma girmesine sebep olduğundan bilgi kirliliğine yol açarak doğru bilgiye erişim açısından yaşanan zorlukları arttırmaktadır. Bir kişiye iyi gelen bir tedavinin, önerinin, ilacın, doktorun ya da uygulamanın vs. bir başkası için iyi olması ihtimalinin garantisi yoktur. Buradan da anlaşılabileceği gibi sağlık iletişimi açısından dikkat edilmesi gereken bir diğer sonuç, doğru bilgiye erişim sürecinde yaşanabilecek sorunlara ilişkindir.
Sosyal medyadaki aldatma/aldanma riskinden dolayı, güven ve şüphe ya da inanç ve kuşku dinamiklerinin, blog dünyasında (blogosphere) mevcut olduğu belirtilmekte ve bu nedenle okuyucuların, sunulan bilginin doğru ya da yanlış olduğunu saptamaları amacıyla, içerikleri yorumlayıp, muhakeme ettikleri söylenmektedir (Whitehead, 2015: 122). Ancak tıbbi bilgiye dayanan sağlık bilgisine ilişkin yorumlama yeteneği, sağlık okuryazarlığı düzeyi ile de ilgilidir. Bu açıdan bakıldığında edinilen bilginin sorgulanması için, okuyucunun belirli bir farkındalık ve bilinç düzeyine sahip olması gerektiği söylenebilir. 
Sağlık alanında pek çok farklı blog kullanıldığını belirten Kayabalı günümüzde başhekimlerin, doktorların ve hastanelerin blogları kullandığını ifade etmektedir. Ona göre, hekimlerin blogları keşfetmelerinin ardından, hastalar da sağlık bloglarına büyük ilgi göstermeye başlamışlardır. Özellikle vurguladığı gibi kamuoyu, ilaç firması tarafından yazılan bir blog yerine, hekimler tarafından desteklenen bloglara daha çok inanmaktadır. Bu durum ilaç firmalarını, sağlık blog yazarları ile iyi ilişkiler kurmaya yöneltmektedir (2011: 17, 20). İlaç firmalarının bloglar üzerindeki etkisi ise, bir başka sonuca gönderme yapmaktadır. İlaç firmaları ile blog yazarlarının ilişkisi, bloglarda yer alan içeriklerin ve özellike sunulan önerilerin, ticari amaçlarının sorgulanmasına neden olmaktadır. Buna göre bazı içeriklerin tanıtım amaçlı olduğunu ve doğrudan ya da dolaylı yönlendirme içerebildiğini söylemek mümkündür. Bu tür içeriklerde temel amacın, kamuoyunu bilgilendirmekten önce kamuoyuna tanıtım yapmanın olduğu varsayılmaktadır.
Sağlık iletişimi açısından incelenmesi gereken bir diğer sonuç ise, sosyal medyadan ya da daha özelde bloglardan edinilen bilgilerin ya da önerilerin, bireyin kendisi için uygun olup olmadığını bilmeden, deneme riskidir. Kayabalı “sağlıkla ilgili konularda tavsiye, oyunun rengini değiştiriyor ve kullanıcılar tarafından eklenen içerikler tedavi kararlarını etkiliyor” (2011: 17) diyerek özellikle içeriklerin ve bloglarda yer alan önerilerin, okuyucu üzerinde ne gibi etkileri olabileceğine işaret etmektedir. Sosyal medya ve internetin, pek çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da bilgiye kolay erişim imkânı sunduğu ve sağlık kuruluşlarına başvurulmadan önce bilginin web sitelerinde, bloglarda, sosyal ağlarda, forumlarda vb. gibi alanlarda arandığı (Yılmaz, 2013: 93) bilinmektedir. Yapılan bir araştırma sağlık hizmetlerine ilişkin yorum/bilgi arama sürecinde, genç tüketicilerin sosyal medyayı, yaşlı tüketicilerin ise hükümet kaynaklarını tercih ettiklerini ortaya koymuştur. Buna göre 18-24 ile 25-44 yaş aralığında yer alan grupların en çok blogları ve sosyal medya web sitelerini tercih ettikleri görülmekte, 45-64 ile 65 yaş ve üstünde ise, tüketici yorumları ile hükümet kaynaklarına daha çok başvurulduğu dikkati çekmektedir (PWC, 2013: 5). Bu durumda sosyal medyada ya da bloglarda, tavsiye niteliğinde çeşitli önerilerin yer alması, bu önerilerin uygulanması olasılığını da arttırmaktadır. Tüm bunların ışığında denebilir ki sağlık açısından bloglar, doğru bilgiye erişim, edinilen bilginin güvenilirliği, edinilen bilginin okuyucuya uygunluğu, bilginin ticari amaçlara hizmet etmesi ile kaynağı belli olmayan bilginin uygulanmasının taşıdığı potansiyel riskler vb. gibi tartışmaları beraberinde getirmektedir.
“Anne Blogger” Kavramı Üzerine
Son yıllarda özellikle sosyal medya ve bloglar açısından dikkat çeken bir konu “anne blogger”ların sayılarının her geçen gün artmasıdır. Çok basit olarak “anne blogger”lar annelik deneyimleri üzerine blog tutan kişiler olarak tanımlanmaktadırlar. Ulusal literatürde konuya ilişkin çok az çalışmaya rastlanmakla birlikte uluslararası literatürde konuya, daha çok dikkat çekildiği görülmektedir.
Ulusal literatür incelendiğinde bazı kaynaklarda “anne blogger” kavramı yerine “blogger anne” kavramının kullanıldığı görülmektedir. Bu iki kullanım biçimi de aynı anlamı ifade etmekle birlikte, uygun Türkçe kavram karşılığını bulmak için, uluslararası alandaki kullanımın da önemli olduğu düşünülmektedir. Uluslararası literatüre bakıldığında ise “mom bloggers”, “mom blogs” ve “mommy blogger[1] gibi kavramlara rastlanmaktadır. Burada ilk vurgunun “anne” olgusuna yapıldığı görülmektedir. Bu açıdan çalışmada, hem uluslararası literatürdeki kullanıma daha uygun bir karşılık olması, hem de bloggerların öncelikli niteliklerinin annelikleri olmasından dolayı, “anne blogger” kavramı tercih edilerek kullanılmaktadır. Bloglar yazarlarının “anne” olmaları üzerinden kurgulanması nedeniyle, kavramsallaştırma sırasında da ilk vurgunun “anne” kavramına yapılması tercih edilmektedir.
Tüm bu kavramsallaştırma çabalarından sonra kavramı tanımlamak da gerekmektedir. Buna göre, “anne blog”ları “annelik deneyimlerini belgelemek amacıyla kadınlar tarafından yazılmış online günlükler” (Yelsalı Parmaksız, 2012: 127) olarak tanımlanmaktadır. Bir başka çalışmada ise, “anne blog”ları, annelik deneyimini, anneliğe dair hisleri, çocuk yetiştirme biçimlerini  kuşaktan kuşağa aktarmayı sağlamakta ve annelik deneyiminin ev içinden çıkarak sanal dünyada görünürlüğüne imkan vermektedir (Teke, 2014: 35) denilmektedir. Buna göre anne blogları, çocuk ile anne ilişkisinin ve bu ilişkiden ortaya çıkan deneyimlerin aktarıldıkları sanal günlükler olarak değerlendirilmektedir. “Anne blogger” ise bu günlükleri oluşturan kişiler, yazarlar olarak açıklanmaktadır. Whitehead kavramı, öncelikle başka kadınlara ve annelere yönelik olarak, yine anne olan bir kadın tarafından yazılan ve temelde çocuğunun ya da çocuklarının günlük hayatlarının, aile yaşantılarının, bakıma dair bilgilerin ve annelik üzerine deneyimlerin aktarıldığı (2015: 127) alanlar olarak açıklamaktadır.
Annelerin blog tutma nedenlerine bakıldığında ise Yelsalı Parmaksız, bebeğin online günlüğünü tutmak, uzaktaki aile bireyleri ve arkadaşlar ile iletişim kurmak, izolasyon duygusunun üstesinden gelmek ve annelik duygusunun sevincini paylaşmak gibi pek çok nedenden bahsetmektedir. Ancak blogların, özellikle bebeğin günlüğünü tutmak ve annelik deneyimlerini paylaşılmak olmak üzere, iki temel amaca hizmet ettiğini (2012: 128) vurgulamaktadır. Sonuç olarak açıklamalardan da anlaşılacağı gibi anne blogları, annelik deneyimleri ve anne-çocuk ile ilgili pek çok seyi kapsayan bloglar olmakla birlikte “anne blogger”lar kişisel annelik deneyimleri üzerinden, bu blogların yazarları olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
“Anne Blogger”Lar Üzerine Bir İnceleme
Önceden de belirtildiği gibi, literatürde konuya ilişkin çok fazla çalışmaya rastlanmamakla birlikte özellikle uluslararası literatürün konu açısından daha zengin olduğu dikkat çekmektedir. Ancak ulusal literatürde de konuya ilişkin kimi örneklerle karşılaşmak mümkündür.
Literatür taramasında kimi çalışmaların, modern toplumlarda dönüşen ve özel alandan kamusal alana kayan annelik biçimlerine odaklandığı görülmektedir. Örneğin, Yelsalı Parmaksız’ın (2012) çalışmasının temel amacı, anneliğin Türkiye’de değişen ve dönüşen anlamlarını, anne blogları üzerinden analiz etmektedir. Bunun yanı sıra Parmaksız, blogların annelik kimliğinin oluşturulması sürecinde etkisini, annelere kişisel ifadeyi mümkün kılan ve dayanışmacı bir topluluk kurmaya elverişli yapısını incelemeyi de amaçlamaktadır. Teke (2014) netnografik yöntem ile anneliğin dönüşümünü, günümüzde anneliğin nasıl algılandığını, internet kullanan annelerin anneliğe bakışını ve annelik olgusunu nasıl anlamlandırdıkları açıklamak ve günümüzde annelik olgusunun yorumlanış biçimini ortaya koymak açısından blogger anneler tarafından oluşturulan blogları incelemiştir. Lopez (2009) ise araştırmasında, anne bloggerların yaşadıkları zorlukları incelerken, annelik temsillerinin yeniden yorumlanmasını analiz etmektedir. Aynı zamanda araştırmada, anne blogları etrafında yürütülen tartışmalar değerlendirilmiş ve anne bloggerların, bloglarının içerikleri de incelenmiştir.
İncelenen bazı çalışmaların ise özel ve kamusal alan tartışmasına ağırlık verdiği dikkati çekmektedir. Whitehead blogların, annelik deneyimine kamusal görünürlük sağladığını (2015: 129) söylemektedir. Böylece özel alan olarak kabul edilen ev ile bağlantılı bir biçimde tanımlanan annelik rolleri, sanal bir platformda da olsa, günümüzde kamusal alanda paylaşılır hale gelmektedir. Bazı çalışmalarda ise blogger annelerin, diğer annelerin sesi olduğuna işaret edilmektedir. Bu açıdan, mekân ve zaman kısıtlaması olmadan anneleri bir araya getiren sosyal platformlar olarak bloglar, annelerin kendi seslerini duyurabilme alanları olarak değerlendirilmektedir. Örneğin, Whitehead bloglar sayesinde kadınların, günün ya da gecenin her anında evlerinden çıkmak zorunda kalmadan ya da çocukları için bakım ayarlamak zorunda olmadan, benzer mücadeleler ve sorunlarla karşı karşıya kalan diğer kadınlarla bağlantı kurabildiklerini (2015: 128) belirtmektedir. Aynı zamanda anne bloggerların, okuyucular üzerinde de etkili olduğu vurgulanmaktadır. Buna göre, bloggerlar diğer annelerin temsili sesi olduklarından dolayı, okuyucuları üzerinde de son derece etkili olabilmektedirler (Horrall ve Canavagh, 2014: 1; Latvala, 2011’den akt. Whitehead, 2015: 129) denilmektedir.
Blogların kendi izleyicileri için, sofistike halkla ilişkiler stratejileri ile reklamcılık politikaları (Whitehead, 2015: 128) geliştirilen alanlar olarak görülebildiği de söylenmektedir. Buradan yola çıkılarak bazı çalışmalar, blogların dolaylı reklam ya da pazarlama araçları olduklarına dikkat çekmekte ve bloglarda yer alan sponsorlu yazılara odaklanmaktadırlar. Horrall ve Cavanagh (2014) çalışmalarında, anne bloggerların sponsor içerikli yazılarını incelemekte ve bu içeriklerin güvenilirliklerinin, yazarlar ve okuyucular tarafından nasıl yorumlandığını analiz etmektedirler. Buna göre çalışmada, ticari faaliyetlerin anne bloggerların içeriklerinde nasıl yer aldığı, okuyucuların bu içerikleri nasıl algıladıkları ve değerlendirdikleri ile bloggerların bu içerikleri nasıl algıladıkları ve değerlendirdikleri sorularına cevap aranmıştır. Fleming (2008) ise tez çalışmasında, anne bloglarının neden tartışmalı bir konu olduğunu sorgulamaktadır. Buna göre, anne bloggerların kim olduklarını ve neden blog yazdıklarını, anne bloglarının ticarileşmesinde nasıl etkilerin olduğunu ile ticarileşmenin annelerin inanırlığı üzerindeki etkilerini analiz etmekte ve anne bloglarının diyalojik alanlar olup olmadığını incelemektedir.
Tüm bu örneklerden de anlaşıldığı gibi anne bloggerlar, çok farklı açılardan incelenebilir bir konu olmakla birlikte, araştırma kapsamı nedeniyle sadece bloglarda yer alan sağlık içeriklerine odaklanılmaktadır. Bu açıdan çalışmada, anne bloglarında yer alan sağlık ve çocuk ile ilgili içerikler, sağlık iletişimi kapsamında incelenmeye çalışılmıştır.
MATERYAL VE YÖNTEM
Çalışma evreni “blogger anneler” olarak belirlenmiş ancak her blogun incelenme şansı olmadığından ötürü çalışmada belirli sınırlandırmaya gidilmiştir. Öncelikle en çok okunduğu düşünülen anneler araştırılmış, “www.alexa.com” sistesinde yer alan küresel ve Türkiye sıralamalarına dikkat edilerek annelerin seçimine gidilmiştir. İkinci sınırlama bloglarda yer alan etiketler çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı da dikkate alınarak seçilecek bloglarda, çocuk sağlığı ile ilgili etiketlerin olmasına dikkat edilmiş, amaçlı örneklem seçimine gidilmiştir.
Çocuk sağlığı “beslenme, gelişim, bakım, psikoloji, oyun, uyku, etkinlik, beceri gelişimi” gibi pek çok alanı kapsadığından, bloglarda bu konularla ilişkili etiketler aranmıştır. Son olarak ise araştırma kapsamına uygun üç blog seçilerek analiz kapsamına alınmıştır. Bu bloglar, “blogcu anne”, “hassas anne” ve “marka anne” olarak adlandırılmış bloglardır. Analiz edilecek bloglarda farklı yıllara ait çok sayıda içerik olmasından ötürü, 2015 yılı içerikleri çalışmanın kapsamına alınmış ve erişilebilen tüm içerikler analize dâhil edilmiştir.
Çalışma, daha önceki bölümlerde tartışılan bir takım sorunlara da cevap aramaktadır. Buna göre analiz kategorileri belirlenmeden önce çalışmanın amacıyla da bağlantılı olarak belirli sorular oluşturulmuş, sonrasında ise analiz kategorileri bu sorular ile ilişkili bir biçimde belirlenmiştir.
Araştırmanın temel soruları;
“1. İçeriklerde kaynak kullanılmış mıdır?
2. İçeriklerde herhangi bir ticari ürün ya da markaya yönlendirme bulunmakta mıdır?
3. İçeriklere yapılan okuyucu yorumları ne orandadır?
4. İçeriklerde farklı bloglara ya da sayfalara yönlendirme yapılmış mıdır?” olarak belirlenmiştir.
İlk olarak, kaynak kullanımı özellikle sağlık söz konusu olduğunda önemli bir unsurdur. Haberlerin kişilerin kendi deneyimlerine mi yoksa bilimsel, kaynağı belli haberlere göre mi yaptıkları sağlık açısından önemli bir sorudur. İkinci olarak, literatür taramasında da belirtildiği gibi bloglar ticari açıdan reklam ya da tanıtım aracı olarak da kullanıldıklarından, içeriklerde ürün ya da marka adının geçmesi, bu duruma bir işaret olarak değerlendirilebilmektedir. Üçüncü olarak okuyucu yorumları, içeriklerin ne kadar okunduğuna ve ilgi çektiğine ilişkin dolaylı bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Son olarak ise farklı bloglara ya da sayfalara yapılan yönlendirmelerin olması yine tanıtım kapsamında değerlendirilebilmektedir.
ANALİZ VE BULGULAR
a) “Blogcu Anne” analizi
Blogcu Anne kullanıcı adıyla kurulmuş olan blog sitesi incelendiğinde, çok farklı kategorileri barındıran bir blog olduğu görülmektedir. Buna göre yazarın kendi oluşturduğu kategorilerin “alışveriş, aşk-meşk, beş yıldızlı söyleşiler, çoluk çocuk, dinle seyret, gez toz, hamilelik ve doğum, kadın halleri, kitaplık, konuk yazar, okul eğitim, sağlık sıhhat, seyahat güvenliği, sohbet muhabbet, yedir içir” olarak belirlendiği görülmüştür. Bu kategoriler içinde araştırmanın konusu ile ilgili olduğu düşünülen “çoluk çocuk” ve “sağlık sıhhat” kategorileri seçilmiş ve bu kategorilerde yer alan 2015 yılına ait toplamda 30 içerik incelenmiştir.
“Çoluk çocuk” kategorisinde 2015 yılına ait toplam 24 içerik bulunmuştur. Bu içerikler analiz edildiğinde kategoride yer alan içeriklerin doğrudan sağlık bilgisi içermediği ancak çocuğun gelişimine ve büyümesine etki edecek, sağlığa ilişkin dolaylı unsurları barındırdığı görülmektedir. “Sağlık sıhhat” kategorisinde ise 2015 yılına ait toplam 6 içerik bulunmuştur. Bu bölümde yer alan haberlerin ise doğrudan sağlık haberi olarak değerlendirilmesi mümkündür.
1. İçeriklerin kaynağına ilişkin analiz: “Çoluk çocuk” kategorisinde incelenen 24 içeriğin 5 tanesinde yazar Blogcu Anne’den farklı bir kişidir. Yazarlar, bloggerın okuyucusu olan kişiler olmakla birlikte içerikler, isim belirtilerek yayınlanmaktadır. Buna göre “çoluk çocuk” kategorisinde yer alan 19 içerik Blogcu Anne tarafından, 5 içerik ise blogger annenin okuyucuları tarafından oluşturulmuş içeriklerdir. “Sağlık sıhhat” kategorisinde ise incelenen 6 içeriğin 3 tanesi bloggerın kendisi tarafından, 3 tanesi ise başka yazarlar tarafından oluşturulmuş içeriklerdir. Bu kategoride yer alan 02.04.2015 tarihli “Otizmliye Yer Aç” başlıklı içerik Otizm Dostlar Derneği başkanı İrem AFŞİN tarafından hazırlanan bir içeriktir. Buna göre, analiz edilen toplamda 30 içeriğin 22 tanesinde yazar bloggerın kendisi iken, 8 içerik başkaları tarafından oluşturulmuş ancak kaynak gösterilerek yayınlanmış içeriklerdir. Fakat burada dikkat çeken unsur, özellikle sağlığa ilişkin içeriklerde herhangi bir doktorun, hekimin ya da sağlık kuruluşunun kaynak olarak kullanılmamasıdır.  
2. İçeriklerde herhangi bir ticari ürünün ya da markanın adının geçip geçmediğine ilişkin analiz: İncelenen içerikler arasında “çoluk çocuk” kategorisinde yer alan 24 içeriğin 12 tanesinde herhangi bir ürünün ya da markanın adına rastlanmamışken, 12 içerikte ürün ya da marka adının kullandığı görülmektedir. “Sağlık sıhhat” bölümünde ise 6 içeriğin, 3 tanesinde marka ya da ürün adı kullanılmamışken, 3 tanesinde ticari ürün ya da markanın isminin kullanılmış olduğu görülmektedir. Buna göre incelenen içerikler arasında ürün ya da marka adının kullanım oranının, yarı yarıya olduğu dikkati çekmektedir. Toplamda 30 içeriğin 15 tanesinde ürün/marka adı bulunurken, 15 tanesinde herhangi bir ürün/marka adı bulunmamaktadır. Bu açıdan okuyucuların her iki içerikten birinde bir ürünün ya da markanın ismiyle karşılaşma olasılıklarının bulunduğunu söylemek mümkündür.
3. İçeriklere yapılan yorum sayısına ilişkin analiz: “Çoluk çocuk” bölümünde yer alan okuyucu yorumlarında dikkat çeken en temel unsur, yorum dağılımlarının orantılı olmadığıdır. Buna göre 24 içerik arasında her içeriğe yorum yapılmıştır ancak en az 1 ve en çok 22 olmak üzere bir dağılım söz konusudur. Buna göre 24 içerikte toplamda 211 okuyucu yorumu tespit edilmiştir. İçerik başına yaklaşık 9 yorum olduğu düşünülürse, içeriklerin yorum dağılımlarının birbirlerine oranlarının oldukça farklı olduğu söylenebilir. “Sağlık sıhhat” kategorisinde ise okuyucu yorumlarının 0 ile 30 arasında değiştiği görülmektedir. Buna göre hiç yorum almayan içerikler olduğu gibi, içeriklerden birinin 30 yorum aldığı tespit edilmiştir. Buna göre 6 içerikte toplamda 64 yoruma rastlamak mümkündür. Her içeriğe ortalama 10 yorum düştüğü görülmekle birlikte, bu bölümde de yorumların orantılı bir dağılım göstermediği söylenebilmektedir. Bu açıklamalardan yola çıkarak, bazı içeriklerin daha çok dikkat çektiği, bazılarının ise yeterince ilgi görmediği varsayımında bulunmak mümkün olabilmektedir.
4. İçeriklerin yönlendirici link içerip içermediğine ilişkin analiz: “Çoluk çocuk” kategorisinde incelenen 24 içeriğin 22 tanesinde yönlendirici link olduğu, 2 tanesinde ise herhangi bir yönlendirici link olmadığı görülmüştür. “Sağlık sıhhat” kategorisinde ise, toplam 6 içeriğin hepsinde yönlendirici link olduğu dikkat çekmektedir. Buna göre blog içerisinde genel olarak yönlendirici linklere yer verildiğini söylemek mümkündür. Bu linkler, içerikle ilgili bir takım farklı bilgilere, sayfalara ya da kaynaklara erişim açısından kolaylaştırıcı rol oynamaktadır. Aynı zamanda incelenen içeriklerin genellikle yazarın kendi diğer yazılarına yönlendirme yaptığı da dikkat çekmektedir. Buna göre okuyucunun yazarın diğer yazılarına kolaylıkla erişimi sağlanmaya çalışılmaktadır. .
b) “Hassas Anne” analizi
Hassas Anne kullanıcı adıyla kurulmuş olan blog incelendiğinde, blog sitesinde belirli temel başlıklar ve kategorilendirmeler dikkat çekmektedir. Buna göre yazar kişisel blogunu “0-1 yaş, 2-3 yaş, sağlık, eğitim, hassas anne buluşmaları” ve “basında hassas anne” gibi bölümler altında oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında ve çalışmanın amacı doğrultusunda etiketler ve belirtilen başlıkların altında yer alan alt içerikler de incelendiğinde, konuyla ilişkili olan “sağlık, konuk doktorlar, çocuğum engelli, çocuğunuzun gelişimi, çocuklar için etkinlikler”   kategorileri analiz için seçilmiş ve 2015 yılına ait tüm içerikler incelenmiştir. Buna göre, 2 içerik “çocuğum engelli”, 6 içerik “çocuğunuzun gelişimi”, 8 içerik “çocuklar için etkinlikler” ile 10 içerik sağlık ve 5 içerik “konuk doktorlar” kategorisinden elde edilmiş ve toplamda 31 içerik analiz kapsamına alınmıştır.
Blog genel olarak incelendiğinde ilk olarak şu uyarı dikkat çekmektedir;
“Bu sitede yayınlananlar sadece Ece Kumkale’nin kişisel düşünceleridir. Doktor tavsiyelerinin yerini tutamaz, teşhis ve tedavi niteliği taşımaz. Önce doktorunuzu dinleyin. Tavsiyelerimi uyguladığınızda sorumluluk kabul etmiyorum” [www.hassasanne.com, Erişim Tarihi: 15.10.2015].
Bu uyarı oldukça dikkat çekici ve analiz açısından yol göstericidir. Blogger annenin, kendi yazdıklarının okuyucuları etkileyebileceği ve yönlendirebileceği farkındalığından hareketle böyle bir uyarının yapıldığı varsayılmaktadır. Bu uyarı blog içeriklerinin kişisel düşünceler ve öneriler olduğunu vurgulaması ve bilgi kaynağı olarak, öncelikle doktora danışılması gerektiğine işaret etmesi nedeniyle önemli görülmektedir.
1. İçeriklerin kaynağına ilişkin analiz: İncelenen içeriklerin kaynaklarına bakıldığında, her kategoride yaklaşık yarı yarıya bir dağılım olduğu dikkat çekmektedir. Buna göre 2 içeriğin olduğu “çocuğum engelli” kategorisinde 2 içerik de yazarın kendisi tarafından, 6 içeriğin olduğu “çocuğunuzun gelişimi” kategorisinde 4 içerik yazarın kendisi, 2 içerik başkası tarafından, 8 içeriğin olduğu “çocuklar için etkinlikler” kategorisinde 8 içerik de yazarın kendisi tarafından, 10 içeriğin olduğu sağlık kategorisinde 6 içerik yazarın kendisi, 4 içerik ise bir başkası tarafından ve son olarak “konuk doktorlar” kategorisinde yer alan 5 içeriğin tamamı başkaları tarafından oluşturulmuştur. İncelenen toplam 31 içeriğin, 20 tanesinde kaynak yazarın kendisi iken, 11 tanesinde başka kişiler kaynak olarak kullanılmaktadır. Burada dikkat çeken konu özellikle sağlık içeriklerinde farklı kaynakların çok sayıda kullanılmasıdır. Özellikle “konuk uzman”ların olduğu bölümde kaynaklar, tamamen konuya ilişkin uzmanlar olmakla birlikte her kaynağın ismi açık bir biçimde belirtilmiştir.
2. İçeriklerde herhangi bir ticari ürünün ya da markanın adının geçip geçmediğine ilişkin analiz: “Çocuğum engelli”, “çocuğunuzun gelişimi” ve “çocuklar için etkinlikler” kategorilerinde yer alan tüm içeriklerde ticari bir ürünün ya da markanın adının geçtiği görülmektedir. Buna göre her üç kategoride yer alan toplam 16 içeriğin 16’sında da ürün ya da markaların kullanıldığı dikkat çekmektedir. Analiz edilen sağlık kategorisinde ise toplam 10 içeriğin 7’sinde ürün ya da marka ismine rastlanmışken, 3 tanesinde herhangi bir ürün ismine rastlanmamıştır. Son olarak ise “konuk doktorlar” kategorisinde, 5 içeriğin 4 tanesinde ürün/marka adı dikkat çekerken, 1 tanesinde herhangi bir ürün/marka adına rastlanmamıştır. Analiz edilen bu içeriklerde dikkat çeken bir unsur ise, sadece ürün ya da markaların değil, çeşitli eğitim ya da etkinlik merkezlerinin ve hastanelerin de isimlerinin sıkça kullanıldığıdır. Bu tür isimlere yer verildiği durumlarda kodlama, “ürün ya da marka adı var” olarak yapılmıştır çünkü çeşitli merkezlerin isimlerine yer verilmesi, aynı ürün ve marka isimlerinin kullanılması gibi, dolaylı olarak tanıtım ve reklam sayılabilmektedir.
3. İçeriklere yapılan yorum sayısına ilişkin analiz: “Hassas Anne” blogunda, içeriklere yapılan yorum sayılarına bakıldığında, incelenen tüm içeriklerde hiçbir yoruma rastlanmamıştır. Buna göre toplamda analiz edilen 26 içeriğin hiçbirinde okuyucu yorumu bulunmamaktadır. 
4. İçeriklerin yönlendirici link içerip içermediğine ilişkin analiz: “Çocuğum engelli” kategorisinde 2 içeriğin ile “çocuğunuzun gelişimi” kategorisinde 6 içeriğin tamamında yönlendirici link bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, “çocuklar için etkinlikler” kategorisinin 8 içeriğinin 6’sında, sağlık kategorisinin 10 içeriğinin 4’ünde yönlendirici linke rastlanmıştır. Ancak “konuk doktorlar” kategorisinde yer alan 5 içeriğin hiçbirinde yönlendirici link kullanılmamıştır. Buna göre toplamda 31 içeriğin 18 tanesinde yönlendirici link bulunurken, 13 tanesinde yönlendiri link bulunmamaktadır. Burada da dikkat çeken unsur, ürün ve marka adı analizinde olduğu gibi, bloglarda yer alan eğitim ya da etkinlik merkezlerinin linklerine sıklıkla yönlendirme yapıldığıdır.
c) “Marka Anne” analizi
“Marka Anne” kullanıcı adıyla kurulmuş olan blog incelendiğinde diğer bloglarda olduğu gibi sistemli bir içerik dağılımı olmadığı görülmektedir. Buna göre analizler, etiketler üzerinden yapılmış ve toplamda 8 içerik analiz kapsamına alınmıştır. Ele alınan içeriklerin 2 tanesi “çocuklu hayat”, 1 tanesi “anne baba olmak”, 1 tanesi “uzman sözü”, 2 tanesi “çocuk ve ekran” ile 2 tanesi “sağlık” kategorisinden elde edilmiştir. Diğer analizlerde olduğu gibi 2015 yılına ait kategorilerde yer alan tüm içerikler analiz kapsamına alınmıştır.
“Marka Anne” blogunda da, aynı “Hassas Anne” blogunda olduğu gibi bir uyarı dikkat çekmektedir. Buna göre sitede,
“MarkaAnne’de yayınlanan yazılar, tecrübe, öneri ve bilgilendirme amaçlı olup, özellikle uzman görüşleri, hekim muayenesi sonucu sağlanan bilgi ile kıyaslanamaz. Verilen tedavi önerilerinden ve her ne sebeple olursa olsun bu önerilerin 3. şahıslar tarafından öğrenilmesinden, yazısıyla öneri veren hekim ve “yayıncı” sorumlu değildir. Her türlü tıbbi tedavi için mutlaka hekiminize danışmalısınız” uyarısı yer almaktadır [www.markaanne.com, Erişim Tarihi: 15.10.2015].
Bu uyarıda da uzman bilgisine başvurulması gerektiği vurgusu bulunmakta ve önerilerin sadece bir paylaşım olduğu, bu önerilerin uzmana danışmadan uygulanmaması gerektiği uyarısı yapılmaktadır. Bu uyarı da aynı şekilde oldukça önemli görülmekte ve blogların okuyucular üzerinde nasıl etkili olabileceğine işaret etmektedir.
1. İçeriklerin kaynağına ilişkin analiz: Analiz edilen içeriklerin bir tanesi haricinde hepsinin, yazarın kendisi tarafından oluşturulduğu görülmektedir. Buna göre “uzman sözü” bölümünden elde edilen içerik, kategorisine de uygun olarak bir uzmanın görüşlerini içermektedir. Burada yer alan içeriğin nereden alındığı, kaynağın kim ve hangi yayın olduğu açık bir biçimde vurgulanmaktadır. 21 Mayıs 2015 tarihine ait “Uzman Sözü: Kutu süt mü? Çiğ süt mü?” içerik, Onkolog Yavuz Dizdar’ın bir röportajının aktarılması şeklindedir. Bunun haricinde incelenen tüm içeriklerin yazarın kendisi tarafından oluşturulduğu ve herhangi bir başka kaynağa dayandırılmadığı görülmüştür.  
2. İçeriklerde herhangi bir ticari ürünün ya da markanın adının geçip geçmediğine ilişkin analiz: Analiz edilen kategorilerden “çocuklu hayat” kategorisindeki 2 ve “anne baba olmak” kategorisindeki 1 içerikte herhangi bir ürün ya da markanın adına rastlanmamıştır. Ancak “uzman sözü” kategorisindeki 1 içerikte ürün/marka adı kullanılırken, “çocuk ve ekran” ile “sağlık” kategorilerinde yer alan 2 içerikten 1 tanesinde ürün/marka adına rastlanmıştır. Buna göre toplam 8 içeriğin 5 tanesinde herhangi bir ürün/marka adı yer almazken, 3 tanesinde ürün/marka isiminin kullanımı söz konusudur.
3. İçeriklere yapılan yorum sayısına ilişkin analiz: İçeriklere yapılan okuyucu yorumlarına bakıldığında yorumların 0 ile 6 arasında olduğu görülmektedir. Buna göre 5 içeriğe hiç yorum yapılmamışken, geri kalan üç içeriğe toplam 12 yorum yapılmıştır. En çok yorum yapılan kategoriler ise, sağlık içeriklerine ilişkindir. Bu kategoride yer alan bir içerik 5, diğer bir içerik ise 6 yorum ile en çok yorum alan içeriklerdir. Buradan yola çıkılarak sağlık konularının en çok dikkat çeken konuların başında geldiğini söylemek mümkündür.
4. İçeriklerin yönlendirici link içerip içermediğine ilişkin analiz: Analiz kapsamında ele alınan içeriklerin bir tanesi hariç hepsinde, yönlendirici link olduğu dikkat çekmektedir. Buna göre 8 içeriğin 1 tanesinde yönlendirici herhangi bir linke rastlanmazken, geri kalan 7 içeriğin hepsinde yönlendirici linkler bulunmaktadır. Yönlendirici linklere ilişkin dikkat çeken önemli bir unsur ise, yönlendirici linklerin genel olarak yazarın diğer sayfalarına erişim imkânı sunmasıdır. Buna göre linkler aracılığıyla yazarın konuyla ilişkili ya da alakalı bir başka blog içeriğine kolayca erişim sunulmaktadır.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Sosyal medyanın önem kazanmasının yanı sıra günümüzde özellikle kendini ifade etmek amacıyla kurulan blogların giderek çeşitlendiği görülmektedir. Özel ilgi alanlarına göre oluşturulan bloglar, pek çok alanda kullanıldığı gibi, sağlık alanında da yaygın biçimde kullanılmaktadır. Özellikle internetin, bilgiyi aramak için ilk başvurulan kaynak olmasının yanı sıra blogların da ilgi çeken mecralar olmaları, sağlık açısından bu alanların incelenmesini gerektirmektedir. Kendi kişisel deneyimleri kadar, çevrelerinden edindikleri bilgilerin ya da çeşitli kaynaklardan erişilen haberlerin paylaşılmasını sağlayan bloglar, geniş bir enformasyon aktarma kapasitesine sahip araçlar olarak da değerlendirilebilmektedir. Son yıllarda ise blog dünyasında, “anne blogger”lar oldukça dikkat çekicidir. Sayıları giderek artan anne bloggerlar, annelik deneyimlerinden çocuk yetiştirme biçimlerine, çocuk bakımından çocuk sağlığına vb. kadar pek çok bilginin paylaşıma girdiği ağlar olarak görülmektedir.
Çocuk sağlığı denildiği zaman gelişim, oyun, uyku, beslenme, etkinlik gibi pek çok unsur bu kapsamda ele alınabilmektedir. Bu açıdan çocuğa ilişkin ve dolayısıyla da çocuk sağlığına ilişkin pek çok içeriğin yer aldığı anne blogları, ayrı bir çalışma olarak görülmektedir. Bu çalışma, örneklemin dar olması nedeniyle bir ön çalışma niteliğinde olmakla birlikte, literatürde henüz yeterince çalışılmamış bir konuyu gündeme taşıması, bundan sonra yapılacak çalışmalara yol gösterici olması, alanda var olan boşluklara ve inceleme konularına ışık tutması ve konu üzerinde bir sorunsal yaratması açısından önemli görülmektedir. Bu nedenle çocuk sağlığına ilişkin içeriklerin anne bloglarında nasıl yer aldığını inceleyen çalışma sonuçları, öncelikli olarak bloglarda sistematik bir yapının var olmadığını, her bloggerın kendisine uygun içerik ve etiketleme kullandığını göstermektedir. Buna göre bloglarda çocuğa ilişkin çok sayıda enformasyonun yer aldığı ortaya konulmakla birlikte, özellikle seçilen bloglarda varsayıldığı kadar sağlık bilgisine erişilememiştir. Ancak doğrudan sağlık haberinden ziyade, başta çocuk bakımı olmak üzere, etkinlik haberleri, çocuk aktiviteleri, beslenme önerileri gibi, dolaylı olarak çocuk sağlığını etkileyecek içeriklerin yoğun bir biçimde paylaşıldığı ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak özetle, analiz edilen blogların iki tanesinde okuyucuya yönelik uyarı metinlerinin bulunması, blogların okuyucular üzerindeki potansiyel etkileri açısından oldukça dikkat çekicidir. Bunların yanı sıra bloglarda, genel olarak içeriklerin blog yazarı tarafından oluşturulduğu, ancak bazı durumlarda ya da özellikle sağlık ile ilgili içeriklerde, uzman görüşlerine de yer verildiği tespit edilmiştir. Bloglarda sıklıkla ürün veya marka isimlerine yer verildiği bu durumun da, dolaylı olarak tanıtım veya reklam kapsamına girdiği söylenebilmektedir. Ürün ve marka isimlerinin yanı sıra bazı içeriklerde, eğitim ve etkinlik merkezlerinin ile sağlık kuruluşlarının da isimlerinin kullanıldığına dikkat edilmiştir.  Blogların bir tanesi hariç hepsinde, okuyucu yorumları dikkati çekerken, genel olarak okuyucu yorumlarının sağlık içeriklerinde sayıca fazla olduğu görülmektedir. Bu durum ise sağlık haberlerinin, daha çok ilgi çeken konular olduğu üzerinden değerlendirilebilmektedir. Son olarak ise, bloglarda sıklıkla yönlendirici linklerin kullanıldığı ve kullanılan linklerin hem yazarın kendi blogunda yer alan diğer içeriklere hem de blogda bahsi geçen ürünlere ilişkin erişimler sağladığı görülmüştür.  
KAYNAKÇA
KILIÇ, A., ÖZLEM, A. (2011). Halkla İlişkiler 2.0, Ankara: Efil Yayınevi.
KILIÇ, A., ÖZLEM, A. & ONAT, F. (2007). “Bir Halkla İlişkiler Aracı Olarak Kurumsal Bloglar”, Journal of Yaşar University, 8(2): 899-927.
AYDEDE, C. (2006) Sanal Ortam Günlükleriyle Blog Çağı: Pazarlama İletişiminde Yeni Düzen, İstanbul: Hayat.
BLOOD, R. (2002). The Weblog Handbook: Practical Advice on Creating and Maintaining Your Blog, Cambridge: Perseus Publishing.
BOYD, D. (2006). “A Blogger’s Blog: Exploring the Definition of a Medium. Reconstruction, 6(4), http://reconstruction.eserver.org/Issues/064/boyd.shtml, [Erişim Tarihi: 03.10.2015].
CHEN, GINA M. (2013). “Don’t Call Me That: A Techno-Feminist Critique of the Term Mommy Blogger”, Mass Communication and Society, 16:4, 510-532.
ÇEVİKEL, T. (2010) “Web 2.0, Bloglar ve Gazetecilik: Türkçe Politik Blogların Profesyonel Medya ve Gazetecilikle İlişkisi” Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul.
FLEMING, HEATHER, L. (2008). “Works-in-Progress: An Analysis of Canadian Mommyblogs”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Simon Fraser University.
HORRALL, C. & CAYANAGH, M. (2014). “Mothers of invention: A pilot study of commercial content on mother blogs and perceptions of credibility”, 42nd Annual Conference of the Canadian Association of Information Science & Inaugural Librarians’ Research Institue Symposium, 28-30 May, Ontario, 1-5. http://www.cais-acsi.ca/ojs/index.php/cais/article/viewFile/890/810 [Erişim Tarihi: 15.10.2015].
KAYABALI, K.  (2011). “İnternet ve Sosyal Medya Evreninde Sağlık” İyi Klinik Uygulamalar Dergisi, Sayı 25: 14-20.
KÖSE, H. (2008). “İnternette ‘Açık’ ve Demokratik Yayıncılık: ‘Sanal Ortam Günlükleri’ ve Wiki’ler”. Marmara İletişim Dergisi, Sayı 13: 83-94.
LOPEZ, LORI, K. (2009). “The radical act of ‘mommy blogging’: redefining motherhood through the blogosphere”, New Media & Society, Vol 11(5): 729-747. 
PWC (2013). “Scoring healthcare: Navigating customer experince ratings”, Chart Pack-Consumer Experience Series Health Research Institue, April, http://www.pwc.com/us/en/health-industries/publications/assets/pwc-hri-scoing-healthcare-chart-pack.pdf [Erişim Tarihi: 05.11.2015].
RAINS, STEPHEN, A. & KEATING, DAVID M. (2011). “The Social Dimension of Blogging about Health: Health Blogging, Social Support, and Well-being”, Communication Monographs, Vol. 78, No. 4, December: 511-534.
SEZGIN, D. (2012). “Medyada Sağlık Sunumları”, Uluslararası Sağlığın Geliştirilmesi ve İletişimi Sempozyumu, 11-13 Nisan 2011, İstanbul, Bakanlık Yayın No. 883, Ankara: Erek Ofset, 2012, 61-62.
TEKE, SELCAN, G. (2014) “Dönüşen Anneliğe Yönelik Netnografik Bir Analiz: Blogger Anneler” Milli Folklor, Yıl 26, Sayı 103: 32-47.
WALKER, J. (2003). “Final Version of Weblog Definition”, http://jilltxt.net/archives/blog_theorising/final_version_of_weblog_definition.html [Erişim Tarihi: 15.10.2015]
WHITEHEAD, D. (2015). “The Evidence of Things Unseen: Authenticity and Fraud in the Christian Mommy Blogosphere” Journal of the American Academy of Religion, March, Vol. 83, No.1. ss. 120-150.
YELSALI, P., PINAR, M. (2012). “Digital Opportunities for Social Transition: Blogosphere and Motherhood in Turkey” Fe Dergi, 4, Sayı 1: 123-134.
YILMAZ, E. (2013). “Türkiye’de Hastaların İnternette Tıbbi Enformasyon Arama Davranışlarının Doktor-Hasta İletişimine Etkisi”, Galatasaray Üniversitesi İleti-ş-im Dergisi, Sağlık İletişimi Özel Sayı: 3: 93-108.
YÜKSEL, O. (2014). İnternet Gazeteciliği ve Blog Yazarlığı, Ankara: Sinemis.
http://blogcuanne.com/
http://www.hassasanne.com/
http://markaanne.com/





[1] İngilizce “mom”; “anne” anlamına gelirken, “mommy” kavramı konuşma dilinde “anneciğim” anlamını taşımaktadır. Uluslararası literatürde “mommy” kavramına ilişkin feminist bakış açısından, bazı eleştiriler olduğu görülmektedir. Buna göre Chen (2013: 510, 511); “mother” (anne) kavramının karşısında “mommy” kavramının kullanımının, anneliğin bakıp büyütme, yetiştirme durumuna gönderme yaptığını ve kadının çocukluğundan beri öğrendiği ideal annelik prototipine ilişkin olduğunu belirtmektedir. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...