11 Eylül 2017 Pazartesi

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 

Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 

6 Eylül 2017 Çarşamba

ALKIŞLARLA DEĞİL LİKE'LARLA YAŞIYORUZ

Sosyal medya hayatımıza girdiğinden bu yana görsellik ön plana çıktı. İnsanlar, gerçek ve sanal kimlikleri arasında gelgitler yaşasa da, bu ayrımı sadece en yakınları bilebiliyor. Aynen televizyona çıkıp, konuşan uzmanların verdikleri akılların gerçekte kendilerinin ne kadar uyguladığını biz gazetecilerin bildiği gibi... 

İnsanlar sanal kimlikleri ile, daha zengin, daha başarılı, daha zayıf kısaca, çok mutlu olduğunun ispatını yapmaya çalışıyorlar. 1985 yılında kullanılmaya başlanan ve İngilizce, "kendi aralarında bağlantılı ağlar" anlamına gelen Interconnected Networks teriminin kısaltması olan Internet, yaklaşık 25 yıldır hayatımızda gelişerek ve değişerek yer alıyor. Ancak asıl sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile medyanın ve iletişimin tanımı neredeyse baştan yazıldı. Kişilerarası iletişimden ve geleneksel medyadan uzaklaşılmaya başlandı.

Hatırlayanlar olursa, internetin ilk kullanıldığı yıllarda rumuzlarla kimlikler gizlenirdi. Şimdilerde ise, insanlar isimlerini ve özel hayatlarını insanların gözüne sokmak için uğraşıyorlar. Takipçi ve like için... 

Böyle bir ortamda da sanal kimlikler ortaya çıktı. Televizyonda aslında olmadıkları kişiyi oynayanlar ve  insanlara akıl verirken, kendi hayatlarını yönetemeyen sözüm ona uzmanların yaptığını sanal dünyada birçok kişi uyguluyor. 

Sanal kimliklerde de olduğundan farklı görünme telaşı sarıyor. Bunun içinde daha çok kişi tarafından takip edilmek ve beğeni almak için kendileriyle yarışa giriyor. -mış gibi hayatların ortaya çıkmasıyla da insanların farkında olmadan psikolojileri bozulabiliyor. Sanal kimliğin etkisine kapılıp, gerçek kimliği yaşarken değersizlik ve yetersizlik hisleri de oluşabiliyor. 

Diğer insanlarla rekabete girip, olmadığı biri ve yaşamadığı hayatın oyununu sahnelemeye çalışmak ise yoruyor. Sosyal medyada trend olan ürünleri alıp sergilemek, herkes tatilde diye çoğunluğa uyma psikolojisinden uzak durmak önemli. Bu durumun psikolojik bilançosu henüz bilinmiyor. 

Sosyal medyayı ne için kullandığınızı mutlaka düşünün! Bu bir iletişim aracı, hayat amacınız değil! 

Sanal mutlulukların ve like'lık heyecanların hayatınıza dönüşmeden önce aklınızda olması gerekenler:

  • Sosyal medyayı, hedefleriniz ve idealleriniz için kullanabilirsiniz. Bunda da özellikle, özel hayatınızın mahremiyetini korumanız çok önem taşıyor.
  • Özel hayat ile sanal hayatın ayrımında olun. 
  • Motive olmak istediğiniz konu ile ilgili paylaşımlarınızı artırın. İletişimin sanal hali de işe yarar. 
  • Hedeflediğiniz konuda yapılan çalışmaları blogunuzda yazın. İlerleyen zamanda bilgi birikimiz sizi bile şaşırtacak. 
  • Sosyal medya kullanımınızın iş hayatınızı da etkilediğini unutmayın. İş görüşmelerinden önce sosyal medya profilleriniz inceleniyor. 
  • Takip ettiğiniz sayfalar, sizin nasıl biri olduğunuzla ilgili ipuçları veriyor. 
  • Sanal dünyaya molalar verin. Takip ettiğiniz sayfalar arasında zamanınız kaybolmasın. 
  • Bu hayat sizin, eksi ve artıları ile hayatınıza sahip çıkın. Sanal dünyada hayatınızı yok etmeyin. Sanal kimlikler, gerçeklerine yakın olsun. 
  • Medya okuryazarlığı konusunda  bilginizi artırmak, hayat kalitenizi artıracaktır. 




5 Eylül 2017 Salı

SAĞLIK İLETİŞİMİNİN OLMAZSA OLMAZI

Televizyonun babası olarak anılan İskoç mucit John Logie Baird, 1926 yılında televizyonu icat ederek, hayatımıza görsel medyanın yer almasını sağladı. Türkiye’de ilk televizyon yayını, 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi stüdyolarından yapılır. Bu yayın sırasında ülkemizde sadece 10 evde televizyon vardır. TRT'nin yayın hayatına başladığı 1968'de televizyon haberlerini sunan ilk kişi Zafer Cilasun olur.  Türkiye’nin ilk özel kanalı ise, 1990 yılında hayatımıza girer.

Televizyon İzlemede Dünya Rekoru Bizde
Medya takip kuruluşu Ajans Press tarafından, televizyon izleme alışkanlıklarıyla ilgili yapılan araştırma sonuçlarına göre; Türkiye, dünya genelinde günlük televizyon izleme oranlarında 330 dakika ile dünya rekoru kırdı.

Televizyonlar artık dijital dünyanın içine taşınmaya başladı. Dizileri, filmleri, haberleri yeni medyadan takip ediyor ve geri bildirimde bulunabiliyoruz. Youtube, videoları çekmek bir iş alanı olurken, yakında Facebook TV ile bu girişimler farklı boyutlar kazanacak.

Sağlık ile ilgili programlara ve haberlere baktığımızda ise, bilgi kirliliği ortalığı sarmış durumda. İşin uzmanı olanlar medyadan uzak durup, korkarken; bunun önemini anlayanlar kanal kanal geziyor. Televizyondan beslenen bir toplum olarak, basın mensupları ile iyi iletişim kurmanın ipuçlarını öğrenmek bilim insanları için, akademik dergilerde yayınlanan makaleleri çok daha geniş kitlelere ulaştırabilir.    

Medya dünyası çok bilinmeyenli denklem gibi, şifreleri her an değişse de temeli hep aynı işliyor. Gazeteciliği bu anlamda bilim olarak görmek yanlış olmaz. Çünkü temeli psikolojiye, nörobilime, felsefeye ve iletişim kuramlarına dayanıyor.

Medya ile İlişkiniz Ne Durumda?
Medyanın önemine değinmişken, Richard Hayes ve Daniel Grossman’ın yazdığı Bilim İnsanının Medya Rehberi kitabından eğlenceli bir örnek vermek istiyorum.

Evliliklerini kurtarmaya çalışan hayali bir çift, bir odada tartışıyor olsun:
Adam: "Sana bir türlü ulaşamıyorum"
Kadın: "Deniyorum ama beni anlamıyor gibisin"
Adam: "Bir de anlaşılır bir dilde konuşsan"
Kadın: "Her şeyi en basite indirgememi bekliyorsun."
Şimdi, zihninizde "adam"ı bir gazeteci, "kadın"ı bir bilim insanı yapın.

"Gençler, biriyle çıkmaya başlamadan önce, nasıl flört edileceğini öğrenmek gerektiğini bilirler. Aynı şekilde, gazetecilerle konuşmadan önce de onların ilgisini nasıl çekeceğinizi bilmelisiniz" diyen Richard Hayes ve Daniel Grossman, gazeteciler ve bilim insanlarının ilişkisinin bundan farklı olmadığını söylüyor.

Bu noktada bilim insanlarından verimli ve akıcı bilim haberleri almak isteyen biz gazetecilerin kullandığı yöntemlerin eğitimini almak hayati önem taşıyor.

Sağlık Medya Lab Neden Önemli?
Bilim insanları ile medya arasında köprü olan “Sağlık Medya Lab”, mesajlarınızın farkındalık oluşturması ve güncel konular içerisinde farklılık yaratmasını sağlıyor. Haber değeri taşıyan içeriklerle medyada doğru zamanda doğru mecrada yer almak için, iletişim stratejisi oluşturmak gerekiyor.  

Sadece yaptıklarınızın ya da görüşlerinizin medyada yer alma olasılığını yükseltmekle kalmayıp, aynı zamanda bu haberlerin içerik ve verdiği bilgiler açısından da doğru olmaları şansını artıracak kararlar almanız önemlidir. Bilim insanlarının vermek istedikleri mesajları, topluma en yalın ve daha da önemlisi en doğru nasıl aktarabileceklerini sade dille anlatmaları gerekiyor.

Bilimsel Çalışmaları Habere Dönüştürürken
Güçlü içerikle, etkili bir medya planı hazırlama süreçleri, içeriğin doğru mecrada yer alması stratejik plan ile yapılabilir. Sağlıkla ilgili bilgileri gazetecilere anlatırken, dikkat edilecek önemli noktalar:

  •        Medya kuruluşunun hedef kitlesini öğrenin.
  •       Düşüncelerinizi sıraya koyun
  •       Soruları sınıflandırın.
  •        Sorular için iki dakika zaman olduğunu düşünün.
  •       Konu hakkında ne bilmek istendiğini anlayın.
  •       Okuyucuları ilgilendiren konulara değinin.
  •       Önem sırasına göre bilgi verin.
  •       Okuyuculara neyi mutlaka iletmek istediğinizi iyi belirleyin.


Günümüzde televizyon kanallarında bilinçsizce işlenen sağlık konuları ve konukları nedeniyle,  uzmanlara duyulan güven azaldı. Eğitimi olmadığı halde sağlık programlarında yer alan sözde uzmanlar yerine, sağlık habercileri ve gerçek uzmanlar olmalı. Çünkü sağlık haberlerinde yapılan bir hata birçok hasta ve hasta yakınının hayatını etkileyebilir.


Bir bilimsel çalışma ya da bir konu hakkında, gazetecinin bilim insanlarından kısa, net ve anlaşılır bir dille öğrenmesi gerekir. Bunun içinde bilim insanları ve uzmanlar, medyayı korkulu rüya olarak değil de, toplumun ve bilimin faydasına bir araç olarak görmesi önemlidir. Sağlık iletişiminin olmazsa olmazlarından en önemli yanı medyadır. 

4 Eylül 2017 Pazartesi

BAŞARMAK İÇİN YAŞANMAZ

Başarı sizin için ne ifade ediyor? Yaşam amacınız başarı odaklı mı? Başarısız olduğunuzda dünya başınıza mı yıkılır? 

Hatalardan öğrenilen tecrübeleri başarı olarak görmek önemlidir aynen Cicero'nun söylediği gibi; "Hata yapmak insana dairdir. Ama sadece budalalar aynı hatayı tekrarlamakta ısrar eder." 

Bu kadar katı bakmamalı aslında, hataları tekrarlayabiliriz de, sonuçta insanız. Hatta patinaj da yapabiliriz. Başarısız olup, hatalarımızın üst üste geldiği dönemleri de yaşayabiliriz. Başarı odaklı hayat yaşanmaz ki. 

Bir amaç uğruna yaşanır. İçinde umutlar yeşerten, mutluluk veren ve sonunda güzellikler sunan amaçları olmalı insanın. 

Hata yaptığında ya da başarısız olduğunda "canın sağolsun" diyebilmektir başarı. İnsanın değerini belirlemez başarılı olmak. Çünkü, başarı yıldızlı ve taçlı ödüllerde aranmamalı. 

Dürüst olduğu için yavaş ilerlemek de başarıdır. Karakteri ve prensibiyle hayata karşı dik durmak da başarıdır. 

Üretmek için bazen düşmek de gerekir. Bazen her düşüşten kalkış da bir başarıdır. 

İnsanlara yardım elini uzatıp, yaralarına merhem olmak da başarıdır. 

Bazen kaybetmek de başarıdır. Çünkü, her kaybediş, daha güçlü çıkmasını da sağlayabilir. 

İnsan kıymeti bilmek de başarıdır. Makamına, mevkisine ya da etiketine takılmadan insan olduğu için değer verilmesidir başarı. 

Sınavlardan derece yapmak, fiyakalı okullardan diploma almakla değeri ölçülmez insanın. Çünkü, neler ürettiğidir başarı. Beynini ne kadar kullandığı, hayatı nasıl gözlemlediği, neleri güzelleştirdiğidir başarı.

Yapılan hataları tekrarlayanların omzuna sevgiyle dokunup, "Olsun bir daha ki sefere" diyebilmektir başarı. 

İyilikleri gizli yapıp, güzellikleri paylaşıp, vicdanlı olmayı insanlığın bir parçası görmektir başarı. 

İhtiyaç olduğunda telefonun ucunda da olsa, yanında hissettirmektir başarı. 

İnsanları kandıranlara karşı dimdik durup, bilinçlendirmektir başarı...

Başarı hayatı amacına uygun yaşayıp, sen mutlu oldukça çevreni de aydınlatmaktır. Sınav sonuçları, fiyakalı unvanlar ya da insanları uyutan hikayelere bağlı değildir. İnsan olabilmek, insan kalabilmek zaten başlı başına başarıdır. 

2 Eylül 2017 Cumartesi

BÖCEK YEMEK İSTEMİYORSANIZ

Dünya mutfakları çeşitlilik gösteriyor. Her ülkede farklı lezzetler sunuluyor. Bunların içerisinde Meksika ile ilgili bir öğrendiklerim beni biraz şaşırttı. Çünkü, böcekleri ve kurtların yenildiği ülke genellikle Uzak Doğu ülkeleri olurken, Meksika'yı acılarıyla bilirdim. 

Kal Penn ile Büyük Resim isimli belgeselde; karıncalar, uçan karıncalar, çekirgeler, solucanlar ve kurtçuklar soslarla nasıl sevilerek yenildiği anlatıyordu. 2000 tür yenilebilir böcek ve solucanların olduğu ve 2 milyardan fazla insanın çoktan böcek yediği de dikkat çekenlerdendi. 

Protein kaynağı olan bir çekirge, hamburger ile eşdeğer tutulurken, kalori olarak daha az olduğu da vurgulanan bilgilerden biriydi. 

Bu belgeseli izlerken özellikle vurgulanan bir nokta dikkatimi çekti. Tükenen protein kaynakları nedeniyle insanlar besinlerin tüketiminde değişikliklere doğru yöneliyordu. 

Bu böcekleri yemekle vücudumuza farklı mikroorganizmalar almıyor muyuz? Protein kaynakları neden tükeniyor? gibi birçok soru aklımda uçuştu. 

Gündemimizde hep "Et yensin mi yenmesin mi?" olurken, protein kaynaklarının tükendiğine hiç deniğinilmiyor. Hayvanları yetiştirmek, korumak ve beslenme sorunu yaşamamak için bunları konuşmaya başlamalıyız. 

Böcek yemek istemiyorsanız, hayvanlara sahip çıkmalı ve hayvancılığı desteklemek zorundayız. 

31 Ağustos 2017 Perşembe

GECEYİ AYDINLATAN MUCİT THOMAS EDİSON


Edison denince akla ilk Ampul gelir. 

Thomas Alva Edison 11 Şubat 1847 de Amerika Birleşik Devletleri’nde Ohio’nun Milan kentinde doğdu. Yedi kardeşten, en küçüğüydü. İlkokula başlayan Edison, disleksi hastası olduğu için algı sorunları yaşıyordu bu yüzden okul yönetimi okuldan uzaklaştırma kararı aldı. Kanada’da öğretmenlik yapmış olan annesi Edison’un eğitimine evde devam etti. Edison 10 yaşına geldiğinde fizik ve kimya kitaplarını okuyordu.

Bu dönemde evinin bodrum katında küçük bir kimya laboratuvar kuran Edison, özelliklede volta kaplarından elektrik akımı elde etme üzerinde araştırmalar yapıyordu. Bu çalışmaları sırasında Edison, mors alfabesini öğrendi ve kendisi bir telgraf yaptı. O günlerde ağır bir ateşli hastalık geçirdi ve bu hastalık duyma yeteneğinin kısmi kaybına, zor işitmesine neden oldu.

12 yaşına geldiğinde trende gazete satmaya başladı. Trene yerleştirdiği bir tür baskı makinesi ile vagonda haftalık gazete çıkarıyor ve yine trende satıyordu. Laboratuvarının bir kısmını trene taşıdı. Bir yolculuk sırasında içinde kimyasal madde bulunan bir şişe devrildi, tren yandı. Edison hem trendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı.

Sokaklarda iş ararken, tren raylarına ayağı sıkışmış Jimmie Mackenzie’i kurtardı. Mackenzie’nin babası bir telgraf şirketinin müdürüydü. Bu sayede işe girdi ve 5 yıl boyunca telgraf operatörlüğü yaptı.

1868 yılında bir atölye kurdu ve elektrikli bir oy kayıt makinesi geliştirdi.  Elektrikli kayıt aletini kimseye satamadı. Araştırmalarına sesli telgraf üzerinde sürdürmeye devam etti. Karbondan iletici eklemesi ile birlikte telefonun temelini atmış oldu.

İlk ses kaydı
1877 yılında ilk ses kaydını gerçekleştirdi bu, gramofona giden ilk adımdı. Thomas Edison’un bu buluşu çok ses getirdi.

Altın borsasında kullanılan telgraf bozulunca çareyi Edison’dan yardım istemekte buldular. Edison’un cihazı çok iyi şekilde onarması üzerine Western Union Telegraph Company firması Thomas Edison’a bir öneride bulundu. Geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerine çalışmalar yapacaktı.

Edison bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte şirket kurdu ve patentlerini satmaya başladı. Bu işten çok iyi para kazanan Thomas Edison bu parayla New Jersey’ de telgraf ve telex makinesi üretimine başladı. Bir süre sonra buradaki iş yerini kapatarak New Jersey’ de bulunan Melon Park’ ta bir araştırma laboratuvarını kurdu. Yeni buluşlar yapmak için çalışmalarına yoğunlaştı.

1878 yılında, William Wallace’ in yaptığı 500 ampul gücündeki ark lambasına göre maliyeti daha düşük ve daha güvenli bir yöntemle çalışan bir elektrik lambasını geliştirme işine girdi. Bunun içi kampanya başlattı ve gerekli parasal desteği sağladıktan sonra Edison Electric Company adında bir şirket kurdu.

Havası boşaltılmış bir ortamda ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı planlıyordu. 13 ay boyunca ampülü bulmak için uğraştı, arkadaşlarının sakallarını bile deneyen Edison, düğmesinin ipliğiyle elektrik iletmeyi başardı.

1879’da Edison bir elektrik ampulü icat etti. Kömürleştirilmiş iplikten Flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kâğıt flamanda karar kıldı.

1880 yılında evde güven içinde kullanılacak bir ampul icat etti.

"Hiç başarısız olmadım, sadece işe yaramayan 10000 yol buldum."
Thomas Edison


1882 yılında New York sokakları ilk defa bu lambalarla aydınlığa kavuştu.

1883’te hayatının en büyük icadı olan Edison etkisi denen olayı gerçekleştirdi; yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta elektron yayılmasını buldu. Bulduğu bu olay sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturdu. Daha sonra akkor lambanın üretimini geliştirmeyi başardı. Bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağladı.

Edison’un en önemli keşfini ise Menlo Park New Jersey’de yer alan ilk endüstriyel araştırma laboratuvarın da gerçekleştirmiştir. Bu yer günümüz modern Araştırma geliştirme faaliyetlerinin yürütüldüğü ilk örnektir.

Edison 18 Ekim 1931 tarihinde New Jersey’de öldü. Ölümünün ardından tüm Amerika da elektrikler bir dakikalığına söndürülmüştür. General Electric, 1876 yılında Thomas Edison tarafından kurulan, bir dönem Amerika’nın elektrik dağıtımını tekelinde tutan dünyanın en büyük 4. şirketidir.

Unutmayalım ki başarısızlık yeniden deneyebilme fırsatları verir.

30 Ağustos 2017 Çarşamba

SAHTE UZMAN MAĞDURU OLMAYIN

Gün geçmiyor ki, sahte uzmanların haberleriyle karşılaşmayalım. Medyada yer alan uzmanların, denetlenmemesi nedeniyle insanlar sağlığından olabiliyor. Göz rengini değiştirdiğini iddia eden bir "sahte" uzman, bir kadının kör olmasına neden oluyordu. Medyada yer alan bu sahte uzman, çalışmasının reklamını da yapmış. 

Geçtiğimiz aylarda da sahte estetik uzman mağduru bir hemşire, dudaklarına enjekte edilen madde nedeniyle sorunlar yaşadı. 

Sahte psikolog meselesi unutuldu, hatta sempatik bile bulunmaya başlandı. İnsanların kandırılıp, sağlıklarından olması ne oldu? 

Medya okuryazarlığı bilincinin oluşmasının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Uzmanların, söylediklerini teyit etmek, özellikle sağlık konusunda hayati önem taşıyor. 

Elektronik sistemlerin hem hayatı kolaylaştırdığı hem de sahte işlemlerin yapılmasının önleminin alınmasının zorlaştığı günümüzde, sahte uzmanların denetimi için yeni çalışmalar yapılmalı. Sahte doktorlar, psikologlar ve diyetisyenlere fırsat vermeyecek bir sistem kurulmalı. 

İnsanlar gittikleri kliniklerde çalışanların, sahte olup olmadığını kontrol edebilmeli. Psikolog ve diyetisyenlerin,  diplomalarının gerçek olduğunu ve hizmet verebileceklerini bir veri tabanından bakabilmeli. Medyada konuşanların gerçek uzman olduğuna dair denetimi, gazeteciler yapabilmeli. Sağlıklı bir toplum için, medya okuryazarlık bilinci geliştirilmeli. 


29 Ağustos 2017 Salı

ŞİDDETSİZ İLETİŞİMİN 5 YOLU

Yazıyı okumaya başlamadan önce şu müziğin eşlik etmesi için linki tıklayabilirsiniz. 

Yeni bir kasabaya gelen genç bir kadın ve kızı çikolata dükkanı açarlar. Kasaba halkı, çikolatayı daha önce bilmediği için temkinli ve tepkili yaklaşır. Zamanla kasaba halkının bir kısmı, eğlencenin, neşenin, umudun ve çikolatanın olduğu yeni bir hayat ile tanışır. Bu yenilikten memnun olmayanların tepkisi ise, bir süre sonra sözlü ve sözsüz iletişim şiddetine dönüşür. Nefis çikolataların kokusu ve mutluluk veren lezzeti ile kadın, kasabalılara sevgiyle yaklaşarak iletişim engelini aşar. Sonunda çikolatanın kokusu tüm kasabayı sarar. Çikolata filminde izlediğimiz şiddet örneklerine benzer sorunlarla, günlük hayatımızda da karşılaşabiliyoruz.

“Şiddetle hedefine ulaşılan zafer anlık olduğu için yenilgiye eşittir.”
M Gandhi

Şiddet gün geçtikçe hayatımızın merkezine yerleşiyor. Medyada şiddet ile ilgili haberlerin sayısı artıyor. Hatta şiddetin dozu da yükselirken, dehşet içerisinde haberleri izliyoruz.
İnsanlar öfkeli şekilde hareket ediyor.  Şiddete meyil etmeden, sesler yükselmeden, kaşlar çatılmadan ve yumruklar sıkılmadan önce durup, sakin ve derin bir nefes almanın önemini hatırlamak gerekiyor.

Şiddetsiz iletişim denildiğinde akla gelen ilk isim Psikolog Marshall B. Rosenberg, “Ortayı bulma peşinde değiliz. Anlaşmazlığı herkesin tam anlamıyla tatmin olacağı biçimde çözme arayışındayız.” diyor.

Şiddetsiz iletişim için 4 temel davranış öneriyor:  Gözlem, duygu, ihtiyaç, istek.

Gözlem
Sevgilinize mesaj attınız. Gördüğü halde yanıt vermedi. Hemen ters bir tepki göstermeyin. Çok zor bir durum olduğunu biliyorum. Marshall B. Rosenberg, bu tip durumlarda “yalancı gözlemler” yaşanabildiğini söylüyor.  Sevgilinizin mesajınıza yanıt vermemesi, size saygı duymadığı düşüncesine kapılmanıza neden olabiliyor.

“Yanıt vermemesi neden beni bu kadar rahatsız ediyor?” sorusunu kendinize sorup, sakin ve açık bir şekilde sevgilinizle konuşmalısınız. Karşınızdakini suçlamadan ya da rencide etmeden, iletişime geçmelisiniz.

Yargılamadan gözlem yaptığınızda, etkiye tepkiniz farklılık gösterir.  Tepkiniz, iç sesinizde şu sinyalleri içermemeli:

•             “Haddini bildirmem lazım.”
•             “Beni dışladı.”
•             “Eyvah çok yetersizim!”

Duygular
Öncelikle kendinizi tanıyın. Mesaja yanıt gelmediğinde öfkelendiğinizde “Kendimle ilgili neyi geliştirmek istiyorum?” sorusunu sorun. Thomas d'Ansembourg’un dediği gibi, “Kendinin farkında olmak, karşındakini tanımanın ilk adımıdır.”

Duygularınızı dile getirin, “Mesajlarıma yanıt vermediğinde üzülüyorum.” alacağınız yanıt belki de, “Telefon etmeye bile zaman bulamıyorum.” olabilir.

İhtiyaçlarınız karşılanırsa mutlu olurken, karşılanmazsa alttan alta öfke oluşuyor.  Şunlara karşı dikkat edin:

•             Yarış, rekabet
•             Doğru/yanlış
•             Ceza/ödül
•             Yetersizlik düşüncesi
•             Kültürel koşullanmalar
•             Çatışma
•             Dahil olamamanız
•             Ötekileştirme
•             Bencillik

İhtiyaçlar
İsteklerinizi ve beklentilerinizi ortaya koyun. Böylece karşınızdakinin ihtiyaçlarını da görmeye başlarsınız. Korkularınızın ve gerçek ihtiyaçlarınızın ayrımını belirleyin. İhtiyaçlarınızın farkına vardığınızda, duygularınızı yönetmeniz kolaylaşacaktır. 

İstek
İsteklerinizin olması için ne yapmanız gerektiğini düşünün.  Karşınızdakinden olumlu cümleler kurarak, somut şeyler isteyin. Sorunu birlikte çözmek için neler yapabileceğinizi ele alın.  Buna göre bir dil geliştirin.

Bu dört aşama sırasında dinleme etkisini karşınızdakini düşman olarak değil, dost olarak görmeniz gerektiğini ve “biz”  düşüncesini unutmayın. Ayrıca şu cümle kalıplarından uzak durun:

  • ·         Galiba kendimi iyi ifade edemedim.
  • ·         İzin verin tekrar açıklayayım.
  • ·         Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum.
  • ·         Benim söylediklerimden ne anladığını dile getirmen çok hoş bir davranış.


Davranışlarınızı Etkisi Altına Alan Medyayı Unutmayın
Hep unutulan medya etkisini de ekliyorum. Medya sizin şiddet konusunda tepkilerinizi şekillendirir. Nasıl mı?

Filmler ve dizilerde izlediğiniz rol modelleri örnek alarak tepkileriniz değişebilir. Reklamlarda gördüğünüz, haberlerde özellikle vurgulananlar bakış açınızı etkiler. Haberleri izledikten sonra , “Of içim şişti resmen” dediğiniz oldu mu? İşte şiddet haberlerini sürekli izlerseniz, sizin için normalleşir ve bu da olaylara karşı sevgi dolu ve empati kurarak değil de, öfke ve nefret dolu tepkiler vermenize neden olabilir. Hatta entrika eken medya, felaket haberleri biçecektir.

“Haklı çıkmak mı yoksa hayatı daha güzel kılmak mı? Hangi oyunu oynamayı tercih edersiniz?” diyen Marshall B. Rosenberg gibi,  önemli olan hayatı daha yaşanabilir ve güzel kılmak. Medyanın etkisi, dört etkinin yönlendirilmesinde ve şekillenmesinde çok büyük role sahip. Bu nedenle medya okuryazarlığı bilinci oluştukça, daha mutlu ve huzurlu bir topluma dönüşeceğiz.


28 Ağustos 2017 Pazartesi

FİKİR NASIL BULUNUR?

Reklam dünyasında dolaşıp, farklı bakış açıları edinmek için bu tür kitaplar okumaya başladım. Bu nedenle de Jack Foster'ın "Fikir Nasıl Bulunur" kitabını, büyük umutlarla aldım.  

Fikrin tanımından yola çıkarak bazı basamaklardan söz ediliyor. Kitapta, çok şaşırtan bilgilerle karşılaşmayı beklemeyin. Tabii bazı örnekler akılda tutulduğunda ilham verebilir: 

"Gutenberg, bir metal para presi ile şarap presini bir arada kullandı ve ortaya matbaa çıkıverdi.

Dali, düşleriyle sanatı birleştirdi, ortaya gerçeküstücülük çıktı.

Newton, gel-git ile ağaçtan düşen elmayı bir araya getirdi, yerçekimini buldu.

Hutchins, zil ile saati birleştirdi; işte size çalar saat.

Lipman, kurşunkalem ile silgiyi bir araya getirdi, alın size silgili kurşun kalem."

Bunların dışında genel olarak işe odaklanmak gerektiği vurgulanıyor. Tabii gazeteciler ve reklamcılar için bu durum biraz daha farklı. Çünkü, zaman sınırlaması var. 

"Bir reklam ajansının başkan yardımcısı "pireyi deve yapan adamdır". Pireyi deve yapan bir adam, işe sabah 9'da gelip de masanın üzerinde bir pire bulan ve saat 17'ye kadar ondan deve yaratmaya çabalayan, sözde yoğun bir yöneticidir. Usta bir "pireyi deve yapısı" ise, daha öğlen tatili olmadan bunu başarandır." 
Fred Allen 

Kısa sürede büyük işler başarmak zorunda olunca da kararlı olmanın önemi üzerinde duruluyor. 

“İster sanatçı, ister bilim insanı olsun” diyor J. Bronowski “doğanın çeşitlemelerinden yeni bir birliktelik çıkarsadığı anda insan yaratıcı olmaya başlar. Bunu da, benzerlikleri daha önce fark edilememiş şeyler arasındaki benzerliği bularak gerçekleştirir... Yaratıcı beyin, alışılmadık benzerlikleri görebilen beyindir.”


Beynimizi ve kendimizi geliştirmek için zaman ayırmalıyız. Hobimiz olmalı, işimizi severek ve eğlenceli şekilde yapmalıyız. Çok çalışmalıyız, vazgeçmemeliyiz yani kararlılık konusunda inatçı olmalıyız. O zaman ilham perileri etrafımızda dolaşacaklar, güzel fikirler aklımızda uçuşacak... 


22 Ağustos 2017 Salı

YANINA KAR KALAN NE?

Her şeyin güzel olması için  çalışıyorsanız, hayatın tadını çıkartmak yeni hedefiniz olsun. 

"Ben ne istiyorum, neler yapmak istiyorum?" kısmıyla ilgilenmelisiniz. 

Bugünün en güzel anı neydi? Düşündün mü?

Hedefinde ne kadar ilerledin, bunu hesapla. Yeni iş buldun mu? Buna bak. Yeni yerler gördün, yeni insanlar tanıdın mı? 

Bugün eğlenceli kaç dakikan, kaç kahkahan oldu saydın mı? Bu seni ilgilendiriyor. 
Alanında ne gibi fark yarattın? Buna bak. 

Kendini sıkmakla bir şey değişmediğine göre, seni sıkanlardan uzaklaş. 

Bugün hediye aldın mı? Mutlu olmanı isteyen kaç kişi hayatında? Bunlar seni ilgilendiriyor. 

Bir tebessümün için, kim ne yaptı? Kimin aklına düştün de halini hatırını sormak için aradı, mesaj attı? Bunlara bak. 

Kahvenin yanında bol su içtin mi? Günlük yürüyüşünü yapıp, derin nefes aldın mı? 
Ojeni asetonla silip, yeni renk denedim mi? Bunları düşün. 
Yeni kitapların için bugün ne kadar yazı yazdın? Öğrendiklerini paylaş, güzel olan bu.

Aylardır eline almadığın boyaların nerede, tuvalin ne alemde baktın mı?
Kaç sayfa kitap okudun, ne öğrendin? Bunlar yanına kar kalmalı. 
İngilizce öğrenmek için bugün kaç cümle ezberleyip, tekerlemeye çevirdin? Hedefin için bir adım ileri atmanı sağlayacak. Boynu bükük öğrenmeni bekleyen İtalyanca için ne yaptın? 

Canını sıkan dolap temizliği işlerinden bugün kaçını yaptın? Kaç kıyafet daha işine yaramıyor diye çöpe attın? Ohhh ferahladı dolabın...
Yeni yemekler yaptın mı? Mutfakta elin hızlandı mı? Yeni bir tarif de sen ürettin mi? Bunlar hayatın tadı tuzu olan...
Yeni filmlerde neler var? Sinemaya gidip, hayattan kopup kendini filmin akışına kaptırdın mı? Bunlar yeni vizyon kazandıran... 

Masanın üstünde duran okunacak kitapların, kaçını okuyup hayatına uyguladın? Bunlar ufkunu açanlar...
Yeni hobi edindin mi? Denemediğin spor kaldı mı? Yeni yerler gördüğünde bir kare de burada çektin mi? Merak ettiklerin bunlar...
Farklı seminerlere gittin mi? Farklı insanlarla, bilmediğin konular hakkında fikirler edindin mi? Bunlar empati kaynakları... 

Görmek istediğin kaç müzeyi gezdin, kaç eğlence yeri gördün, kaç farklı denize girdin, yüzme konusundaki korkunu ne kadar daha yendin? Bunlar mutluluk kaynağı...
Dinlemediğin kaç müzik türü var? Gitmek istediğin konserleri listeleyip, gittin mi? Bunlar kulağının küpeleri...

Her sene yapılacak diye yıl başında yazdığın, yıllardır yapamadıklarının kaçına tik atıp yeni hedefler belirlemeli diyebildin. Bunlar hayatın keşfi... 

Kısacası dostlar, yeni yıl gelmeden, yaşadığın zor günlerin bitmesi için değişmen gerektiğine karar ver. O zaman değişim başlar... Yeni iş,  yeni yerler, güzellikler ve yenilikler hepimizin olsun. 

20 Ağustos 2017 Pazar

MEDYA OKURYAZARLIĞI EĞİTİMİ ALAN ÇOCUKLAR DAHA SEÇİCİ

Medya okuryazarlığı konusunda yıllardır haberler yapıyorum. Bu konunun önemin dikkat çekmek için uzmanların uyarılarını gündeme getiriyorum. 

Medya okuryazarlığı alanındaki çalışmaları incelediğimde bir şeyi fark ettim. Medyanın içinde çalışan gazetecilere hiç söz hakkı verilmiyor. Sadece tek taraflı yapılan araştırmaların etkisinin olmayacağını, teorik ile pratik arasında kopukluk olacağını kimse sorgulamıyor. Yani iş, teorikte anlatıldığı gibi olmayabiliyor. Öyle örnekler çıkıyor ki, medya okuryazarlığı için uygulanacak adımlara uyuyor ancak bir noktada aslında hatalar gözden kaçabiliyor. Bu nedenle teorik ile pratik bir arada olmadıktan sonra yapılan çalışmaların anlamı yok. 

Medyadan uzak medya okuryazarlığı çalışmalarının işler olması mümkün değil. Bu işlerin düzenlenmesi için, gazetecilerin özlük haklarının düzeltilmesi ve uzmanlaşmaları için imkan tanınması gerekiyor. Şunu da unutmamak gerekir, birçok gazeteci medya okuryazarlığının ne olduğunu bilmiyor. 

Okullarda medya okuryazarlığı eğitimlerinin verilmesi güzel bir adım. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü  Medya Okuryazarlığı Araştırması yapıldı. Çalışma, Türkiye genelinde 26 bölgede ve 37 il ve ilçe merkezinde Medya Okuryazarlığı Dersi alan 1273 ilköğretim öğrencisi ile gerçekleştirildi.

 Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin;

  •  %98’inin televizyon izlediği, televizyon izleme sürelerinin hafta içi ortalama 3 saat 34 dakika, hafta sonu ise 3 saat 59 dakika olduğu,
  •  Yaklaşık %57’sinin radyo dinlediği,
  •  %87’si için sahip olunan iletişim araçları arasında cep telefonunun kendileri için çok önemli veya önemli olduğu,
  •  %68’inin cep telefonun bulunduğu ve bunlardan %71’nin cep telefonundan internete erişim sağladığı sonucu çıkmış. 
Medya Okuryazarlığı Dersi alan öğrencilerin %52’sinin televizyon programlarında daha seçici davrandığı ve yaklaşık %61’nin bu dersin medya araçlarını eleştirel bir gözle incelemesini sağladığı yönünde görüş belirttikleri, tespit edilmiş.


  • Öğrencilerin önemli bir bölümü cep telefonu ve bilgisayarı vazgeçilmez olarak görmektedir.
  • Sosyal medya ağlarına bağlanma, öğrencilerin internet kullanımındaki öncelikli amacı ve en sık yaptığı aktivite konumundadır.
  • Öğrencilerin çoğunluğu Medya Okuryazarlık Dersini faydalı bulmakta ve ebeveynlerinin de medya okuryazarlığı eğitimi almalarını talep etmektedir.

Çocuklar seçerek yayınları takip ediyor. Bu işin öneminin farkında olmaları çok güzel. Çocuklara daha anlaşılır ve kullanabilecekleri şekilde konu anlatılırsa, etkisi daha da fazla olacaktır.  Bilinçli çocukların sunulan yayınları seçmesi, eleştirmesi ve ona göre tepki göstermesi için medya okuryazarlığını öğretmeliyiz. 


19 Ağustos 2017 Cumartesi

MEDYA İLE İLGİLİ ÖĞRENDİĞİNİZDE HAYATINIZI DEĞİŞTİRECEK GERÇEKLER

Haberleri okurken ya da izlerken, "Söylenenler gerçek mi yoksa yalan mı?" diye düşünür müsünüz? Yalan olma ihtimalini düşünmeden hemen inanır mısınız?

Hayatımızın merkezinde olan ve yöneten medya hakkında belkide farkında olmadığınız bazı gerçekler var. Medyayı anladığınızı düşünürken bardağın boş tarafına bakmayı öneriyorum. Çünkü, bildiğimizi düşünmek, öğrenmemizi engelleyecektir. Belli bir noktaya kadar bilebiliriz, belli noktayı yukarı çıkartmak için bilgi eklemeye devam etmemiz gerekir. 

Kriptololji yani gizli şifreleri çözmek gibi, kelimelerin arkasında yatan gizli mesajı çözmektir medya okuryazarlığı. Gizli mesajı çözerek, medyanın bizi yönlendirmeye çalıştığı şeyi anlamış olacağız.         

Medya Okuryazarlığı nedir?

Medya okuryazarlığının çok farklı tanımları var. Bir tanımda; "toplum içinde medyanın nasıl bir rolü olduğunu anlayabilmek" olduğu söylenir. (Messaris,1998)

Medya okuryazarı; medyada yeniden kurgulanan iletileri ayırt edebilen ve al­gılayabilen, onunla ilgili yorumlarda bulunabilmek için ayrı bir beceri, altyapı bilgisi ve eğitsel organizasyon gerektiren bir eğitim sürecinin sonucu olarak medya yetkini sıfatını hak eden kişiyi betimleyen bir terim olarak algılanabilir. Bir başka görüşe göre de medya okuryazarı; basılı ve elektro­nik medyayı çözmek, değerlendirmek, analiz etmek ve üretmek yetilerine sahiptir *.                                                                                                                                                                           
Medya Okuryazarı olunca ne yaparız?

Korku filimi izlerken, müziğin ritminin değişmesi korku dolu sahnenin yaklaştığını anlatır. Reklamlarda, herhangi bir ürün tanıtılırken, aslında bir yaşam tarzının sunulduğu algısı oluşturulduğunu fark ederiz. 

Medya okuryazarlığının kapsamı şu şekilde sıralanıyor: 
  1. Bilgiye erişim
  2. Çözümleme
  3. Değerlendirme
  4. Üretme
Başka yazılarımda detaylandıracağım maddelere ek olarak Silverblatt (1995) Medya Okur-yazarlığının yedi temel ilkesini şu şekilde sıralıyor: 
  1.  Bireylere medya tüketimi konusunda bağımsız karar verme gücü aşılama, 
  2.  Medya iletişimi ile ilgili konulara odaklanma,
  3.  Medyanın bireyler ve toplum üzerindeki etkisi konusunda farkındalık yaratma, 
  4. Medya mesajlarının analizi ve tartışılması için stratejiler geliştirme, 
  5. İnteraktif medya içeriğini bir metin olarak çağdaş kültürümüze kazandırma konusunda farkındalık geliştirme 
  6. Medya içeriğini anlama ve takdir etme becerisi kazandırma  
  7. İnteraktif medya iletişimcilerini etkili ve sorumluluk taşıyan medya mesajları üretmeye teşvik etme. 

Medyada gördüğümüz her şeyi hemen tüketip, sindirme aşamasına geçmeden önce neler yapılacağına dikkat etmek gerekiyor. TEDX Bahçeşehir Üniversitesi'nde medya okuryazarlığını, sağlık okuryazarlığı açısından ele alan bir konuşma yapmıştım. Dedektif olup, elimizdeki haritadan ipuçlarını toplayarak bir oyun oynamıştık. Medya okuryazarlığı için de geçerli olan oyunun, farklı versiyonlarını hazırlayacağım.                                                                                                                                                                                                    



18 Ağustos 2017 Cuma

NİTELİKLİ GAZETECİLER TOPLUM İÇİN NEDEN GEREKLİDİR?


Toplum bilincinin artması, nitelikli gazetecilerin olmasıyla artış gösterir. Sade ve güvenilir bilgiler, gerçek uzmanlar tarafından halka ulaştırılır. Ulaştırmanın ötesinde görevleri olan araştırmacı gazetecilik mesleği bu nedenle en onurlu mesleklerdendir. Etik ilkelerin ışığında, insanların hayatını şekillendirir. 

Geleneksel medyanın cazibesi, gazetecileri yeni medyaya karşı bir tutumda davranmalarına neden olsa da çağın hızına uyum sağlayıp, yine başrolde yerlerini aldılar. Gazetecilere, her gün birçok haber akışı olur. Bunların içlerinden önemsiz, belirsiz olanları yani haber değeri taşımayanları elerler. 

Özel televizyonların olmadığı 1979 yıllarında Hans Heigert, Süddeutsche gazetesindeki yazısı günümüzdeki durumu da özetliyor, yazılı basındaki özensiz gazetecilik ve haber programlarında birbirinden kopuk düşüncelerin laf salatası gibi düzensiz şekilde iletilmesi durumundan yakınıp şunları söylüyor: "Bu seni önce sinirlendirir, sonra öfkendirir, daha sonra da etkisizleştirir ve nihayeti öyle vurdumduymazlaştırır ki, ne aktarılırsa aktarılsın her şeye razı olursun." 

Gazetecinin görevlerinden biri günümüzde, bilgi selinin içinde süzgeç görevi görerek veri çöplüğünden arındırmasıdır. Nitelikli gazeteci, olayları değerlendirip, yorumlayıp açıklığa kavuşturur. 

Çalışma disiplinine sahip gazetecilerin, "bugün keyifsizim" deme lüksleri yoktur. İnsanları konuşturmak için özgüven sahibidirler. Çünkü, bilmedikleri yerlerde tanımadıkları insanları konuşturmak kolay iş değildir. 

Gazeteciler hızlı düşünür, hızlı iş yaparlar. Bir süre sonra neden aceleci davrandığımız sorulur çevremizden, çünkü bu bir yaşam şeklidir. 

Gazeteciler, öğrenme çılgınlarıdır. Öğrenmeyi severler, merak ederler, soru sormaktan bıkmazlar. Öğrenmek istedikleri bilgi için mücadeleci bir yapıları vardır. 

Gazetecinin seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok olur. Yani  nitelikli gazeteci, cahil diplomalılar, uzman gibi dolaşanlar, yalan haber yayanlar ve insanları kandıranların karşısında durmaktan çekinmez. Sadece hatayı sezebilen gazeteciler, gerçekleri keşfedebilir. 

İyi gazeteciliğin formülünü Wolf Schneider ve Paul-Josef Raue şöyle ifade ediyor:

İyi gazetecilik = yetenek + karakter + ansiklopedik bilgi  + mesleki bilgi 

Gazeteciler, haber alanlarına göre belli bir birikime sahip olmalıdır.  Mesela, kültür sanat alanında çalışıyorsa, temel düzeyde bu alanla ilgili bilgisi olmalı. Bilim  ve sağlık konularında yazıyorsa da, araştırma yöntemlerini, bilimsel yöntemlerle çalışmayı, bağlantılar kurabilmeyi ve öğrendiklerini yorumlayabilmeyi bilmelidir. 

Gazeteci aynı zamanda kitap kurdudur. Birçok farklı konuda kitap okur. Ayrıca gazetecilerin blogları olmalıdır. Sosyal medyayı kullanmakla kalmayıp, iyi şekilde yönetebilmelidir. Genel kültür bilgilerinin yüksek olması için, zaman zaman farklı etkinlikler ve çalıştaylar düzenlenmelidir. 

Öğrenmek, şüphe ile yaklaşmak ve bildiklerini paylaşarak, toplumda medya okuryazarlığı bilincini aşılayanlar nitelikli gazetecilerdir. Nitelikli gazetecilik, hayatın daha güzel olmasını sağlar. Gazeteci, süzgeç görevi görerek veri çöplüğünden bilgi arındırır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...